Mükemmel mi sandın? İlişkide kırmızı bayraklar, daha fazla bağlanmadan önce “Dur” demeye çalışıyor.
İlişkide kırmızı bayrakları dışarıdan görmek bazen aşırı kolaydır. Hatta insan uzaktan bakınca sanki bir film izliyormuş gibi olur: Senaryonun nereye gittiğini anlarsın, “Bu karakter şimdi hata yapacak” dersin, bir dakika sonra da hata gelir. Sonra dönüp kendi kendine “Ben olsam asla…” diye konuşursun.
Ama işin içine kalbin girdiği an o “Ben olsam” cümlesi buhar olur. Çünkü içerideyken hiçbir şey dışarıdan göründüğü kadar net değildir. İçerideyken her şey daha yumuşak, daha gri, daha “belki”lidir.
Hani şu klasik hikâye var ya: Bir arkadaşın bir anda ortadan kaybolur. Mesajlara dönmez. Buluşmalara gelmez. Sonra 6 ay sonra geri dönüp “Of… sen haklıymışsın” der. O “haklıymışsın” cümlesi aslında şunun itirafıdır: Ben ilişkide kırmızı bayrakları gördüm, ama görmek istemedim.
Şunu söylemeliyim ki ben de bu döngüyü hem izledim hem yaşadım. Kalbin takla atarken beynin arkada “Bir şey ters” diye bağırır ya… İşte o anlarda aşk gözlüğü, beynin sesini kısmakta acayip başarılıdır. Hatta bazen beynin bağırışı sana “kuruntu” gibi gelir.
İç sesin bir şeyleri işaret eder: Mesajlar tutarsızdır. Buluşmalar havada kalır. Bir gün harika, ertesi gün buz gibidir. Bir cümle söyleyip geri çekilir. Sen de kendi kendine şunu yaparsın: Bir açıklama bulursun. Çünkü açıklama bulmak, gerçekle yüzleşmekten daha az acıtır.
“Yoğundur.”
“Stresi var.”
“Beni seviyor ama göstermeyi bilmiyor.”
“Ben fazla düşünüyorum.”
Ve işte tam burada ilişkide kırmızı bayraklar sessizce büyür. Çünkü çoğu toksik ilişki ilk günden “Ben toksikim” diye gelmez. Kapıyı tekmeyle açmaz. Aksine tatlı tatlı gelir. Hatta bazen o kadar tatlı gelir ki, sen kırmızı bayrağı “romantizm” sanırsın.
Gerçek şu: Toksik ilişkiler çoğunlukla bariz ihanetle ya da açık şiddetle başlamaz. Genelde daha küçük gibi görünen, ama altından daha büyük şeyler çıkan işaretlerle başlar. İçini kemiren bir his. “Neden böyle dedi?” sorusu. Anlattığında küçümsenmek. “Bunu büyütüyorsun” cümlesi. Netlik yerine belirsizlik. Ve evet, belirsizlik bazen en büyük kırmızı bayraktır.
Psikoloji tarafında bunun adı çok net: bilişsel çelişki (cognitive dissonance). Yani yaptığın şey (ilişkide kalmak) ile inandığın şey (bir şeylerin yanlış olması) çeliştiğinde, zihnin bu rahatsızlığı azaltmak için gerçekliği yeniden düzenlemeye başlar. Kötü davranışı “yanlış anlaşılma” yapar. Tutarsızlığı “karakter özelliği” yapar. İhmali “yoğunluk” yapar.
Kaynak: Harmon-Jones et al., 2023 – Dissonance motivation from an action-based perspective
Bir de şunu konuşalım: Modern flört, ilişkide kırmızı bayrakları daha zor yakalanır hale getirdi. Çünkü artık insanlar “kötü davranmayı” değil, “bulanık davranmayı” seçiyor. Net olmak sorumluluk ister. Bulanık olmak ise kaçış kapısıdır. Hem seni yanında tutar, hem de hesap vermeden uzaklaşmasını sağlar.
Duygusal olarak ulaşılmaz olmak “cool” diye satılıyor. Etiket istememek “olgunluk” gibi anlatılıyor. Seni sosyal medyada göstermemek “özel yaşamak” oluyor. Halbuki bazen bunların her biri; bağlanmamak, seçenek açık tutmak ya da sorumluluktan kaçmak demek.
O yüzden bu yazı bir “ilişki dersi” gibi değil, daha çok “kendi zihnini kurtarma kılavuzu” gibi. Eğer şu an yeni bir ilişkideysen, ya da eski ilişkinin senden bir şeyler götürdüğünü hissediyorsan, burada kendinden parçalar bulma ihtimalin yüksek. Ben okurken bile bazı cümlelerde “Evet ya…” dedim, yalan söylemeyeyim.
Şimdi gel: İlişkide kırmızı bayraklar neler, nasıl görünür, nasıl saklanır, biz neden görmezden geliriz ve fark edince ne yaparız… Hepsini konuşalım. Hem de arkadaşınla dertleşir gibi.
Bu bir kırmızı bayrak mı, yoksa sadece sinir bozucu bir alışkanlık mı? Ayırt etmezsen duygusal dayak yersin.
Şimdi en kritik noktaya geldik: Her rahatsız olduğun şey kırmızı bayrak değildir. Bazen insan sadece gıcık olur. Partnerin çok sesli çiğniyordur. Sürekli aynı diziyi açıyordur. TikTok’u son ses izliyordur. Her cümlede “kanka” diyordur. Bunlar sinir bozucu olabilir ama “tehlike” demek değildir.
Ama bazı davranışlar vardır ki, sinir bozucu olmanın ötesine geçer. Seni küçültür. Kendini güvende hissetmeni engeller. İçinde sürekli bir sıkışma yaratır. Bazen de açık açık şunu düşündürür: “Ben burada değer görüyor muyum?”
İlişkide kırmızı bayrakları, “bana iyi gelmeyen şeyler” diye düşünmek bazen en doğru başlangıçtır. Çünkü kırmızı bayrak dediğimiz şey, her zaman dramatik bir olay değildir. Bazen bir desendir. Tekrarlayan, seni yoran, seni kendinden şüpheye düşüren bir desen.
Ben karar vermeden önce kendime mini bir “mide yoklaması” yapıyorum. Çünkü beden bazen beynin söyleyemediğini söyler. İçin sıkışıyorsa, uyuyamıyorsan, kafan sürekli aynı konuşmaya dönüyorsa… bir şey vardır.
Kendine şu 5 soruyu sor (cidden sor):
1) Bu durum beni duygusal olarak güvensiz, kaygılı ya da duyulmamış hissettiriyor mu?
Mesela bir şey anlatıyorsun ve karşındaki “abartma” deyip kapatıyor mu? Yok sayılmak, ilişkide en hızlı yalnızlaştıran şeylerden biri.
2) Bu davranış bir kerelik mi, yoksa tekrar eden bir kalıp mı?
Bir kere geç kalmak başka, her seferinde geç kalmak başka. Bir kere unutmak başka, sürekli unutmak başka. Kalıp, karaktere daha yakındır.
3) Bunu dile getirdin mi, ve sana nasıl tepki verdi?
Konuşunca “Haklısın” mı dedi, yoksa seni suçlayıp konuyu mu çevirdi? Çünkü birinin kırmızı bayrak olup olmadığını bazen davranıştan çok, o davranış konuşulduğunda verdiği tepki gösterir.
4) Bu durum özsaygını, güvenini ya da huzurunu kemiriyor mu?
Kendini daha mı küçük hissediyorsun, daha mı gerginsin, daha mı az konuşuyorsun? Kendinden eksiliyorsan, tehlike vardır.
5) En yakın arkadaşın bunu yaşasa ona ne derdin?
Bu soru çok acayip bir “perde açıcı”. Çünkü kendimize tolerans gösterdiğimiz şeyleri arkadaşımıza asla normalleştirmeyiz.
Eğer bu sorulardan iki-üç tanesine bile “evet” diyorsan, sen overthinking yapmıyorsun. Sen bir şey fark ediyorsun. Ve o farkındalık, çoğu zaman seni korumaya çalışıyor.
Gıcık alışkanlıklar konuşulur, ayarlanır, orta yol bulunur. Kırmızı bayraklar ise uyarıdır. “Ben bunu görmezden gelirsem daha sonra canım yanar” uyarısı.
Şimdi dijital çağın sinsi kırmızı bayraklarına geçelim. Çünkü günümüzde bazı şeyler o kadar “normalleştirildi” ki, kırmızı bayraklar resmen pembe kurdeleyle paketleniyor.
Dijital çağda ilişkide kırmızı bayraklar: Eskiden yoktu, şimdi her yerde
Flört eskiden bu kadar karmaşık değildi. Cidden değildi.
Birini arardın. Açardı ya da açmazdı. Görüşmek isterdi ya da istemezdi. Davranışlar netti. Kafa karıştırıcıydı belki ama bu kadar bulanık değildi.
Şimdi ise flört, adeta bir strateji oyunu gibi. Mesaj tonları analiz ediliyor. Emoji sayıları yorumlanıyor. Story izleyip mesaj atmamanın anlamı çözülmeye çalışılıyor. Ve tüm bu karmaşanın içinde ilişkide kırmızı bayraklar, çok daha ustaca gizleniyor.
Şunu dürüstçe söylemeliyim: Modern ilişkilerde insanlar çoğu zaman “kötü” davranmıyor. Daha çok belirsiz davranıyor. Çünkü belirsizlik, hesap vermeden var olmanın en kolay yolu.
Net olursan bir şeyleri sahiplenmen gerekir. Belirsiz kalırsan hem yanında tutar hem de sorumluluk almadan uzaklaşabilirsin. İşte bu yüzden bazı kırmızı bayraklar artık çok daha zor fark ediliyor.
Şimdi gel, bu yeni nesil ilişkide kırmızı bayrakları tek tek açalım. Okurken muhtemelen birkaç tanesinde “Evet ya, bu birebir” diyeceksin.
1. Breadcrumbing: Sana ilgi kırıntıları atıyor
Bu en sinsi olanlardan biri.
Ortada gerçek bir ilişki yoktur. Net bir plan yoktur. Düzenli bir görüşme yoktur. Ama sen tamamen kopamazsın.
Neden?
Çünkü arada bir mesaj gelir.
Bir meme atar. Gece yarısı “naber” yazar. Birkaç flörtöz emoji bırakır. Sonra yine ortadan kaybolur.
Ve sen fark etmeden şuna alışırsın: Az ilgiyle yetinmeye.
Breadcrumbing, seni tamamen bırakmamak ama asla tam olarak da seçmemektir. Yani seni “yedekte” tutmaktır.
Bu durum zamanla insanın özsaygısını aşındırır. Çünkü her küçük ilgi kırıntısı, büyük bir anlam yüklenerek karşılanır. Normalde olması gereken şeyler, lütuf gibi hissettirilir.
Ve bu çok tehlikelidir.
2. Ghost’layıp sonra hiçbir şey olmamış gibi geri dönüyor
Bir gün konuşuyorsunuzdur.
Ertesi gün yoktur.
Mesaj atarsın, cevap gelmez. Ararsın, açılmaz. Ne olduğunu anlamaya çalışırsın.
Sonra haftalar ya da aylar geçer.
Ve bir gün bir mesaj düşer:
“Hey, nasılsın?”
Sanki seni bir süreliğine hayatından silmemiş gibi.
Bu davranış şunu gösterir: Karşındaki kişi, senin duygularını hesaba katmadan gidip gelebileceğini düşünüyor.
Bu romantik değildir.
Bu duygusal sorumsuzluktur.
Ve biri seni bu kadar kolay yok sayabiliyorsa, yarın yine yapabilir.
3. Etiketlerden özellikle kaçıyor
“Acele etmeyelim.”
“Akışına bırakalım.”
“Ben etiketlere inanmıyorum.”
Bu cümleler tek başına kırmızı bayrak olmak zorunda değildir.
Ama aylar geçmesine rağmen hâlâ netlik yoksa, burada durup düşünmek gerekir.
Çünkü etiket istememek bazen özgürlük değil, bağlanmamak demektir.
Ve bağlanmayan biriyle ilişkide olan kişi genelde bekleyen taraftır.
4. Seni sosyal medyada “soft-launch” yapıyor
Bir el paylaşılır.
Bir kahve paylaşılır.
Bulanık bir omuz paylaşılır.
Ama sen yoksundur.
Bazen bu durum “özel yaşamak” diye savunulur.
Ama biri sosyal medyada aktifken seni özellikle görünmez kılıyorsa, bu bir tercihtir.
Ve çoğu zaman “gelecek planı” olmadığının sessiz bir göstergesidir.
5. Online ama seninle değil
Story’lerini izler.
Online görünür.
Ama mesajına cevap vermez.
Bu davranış insanın zihnini kemirir.
“Ben mi fazla istiyorum?” diye düşünmeye başlarsın.
Hayır.
Sen sadece karşılık görmek istiyorsun.
6. Her yerde flört ediyor ama seni suçlu hissettiriyor
Yorumlarda kalpler.
Story’lerin altında ateş emojileri.
Ve sen rahatsızlığını dile getirdiğinde gelen cevap:
“Abartıyorsun.”
İşte burada mesele flört değil.
Mesele, senin hislerinin geçersiz kılınması.
Ve bu, ilişkide kırmızı bayrakların en yıpratıcı olanlarından biridir.
Peki neden bu kırmızı bayrakları bile bile görmezden geliyoruz?
Bu sorunun cevabı sandığından çok daha insani.
Çoğu insan kırmızı bayrakları görmediği için değil, gördüğü hâlde kalmayı seçtiği için zarar görür.
Ve bunun birkaç güçlü nedeni vardır.
1. Bilişsel çelişki: Kalbinle aklın kavga ettiğinde
Birine bağlandığında, zihnin tutarlılık ister.
“Yanlış birini seçtim” düşüncesi, insanın egosuna ve kalbine ağır gelir.
O yüzden zihnin, rahatsız edici gerçekleri yumuşatmaya başlar.
Kırmızı bayraklar, pembe boya ile kaplanır.
Bu seni aptal yapmaz.
Seni insan yapar.
2. Bağlanma stilleri: Tanıdık olanı çekici sanmak
Kaygılı bağlanan insanlar, tutarsız ilişkilerde daha uzun süre kalabilir.
Kaçınan bağlananlar ise mesafeli insanlara çekilebilir.
Çünkü tanıdık olan, güvenli gibi gelir.
Kaos bazen “heyecan” sanılır.
Kaynak: Hazan & Shaver, 1987 – Attachment styles and romantic relationship patterns
3. Yalnız kalma korkusu
Bazen insanlar kötü bir ilişkide kalır çünkü yalnızlık daha korkutucudur.
Boş bir yatak.
Cevapsız mesajlar.
Sessiz akşamlar.
Ama yanlış biriyle birlikteyken de yalnız hissedebilirsin.
4. Travma bağı: İyi anlar bağımlılık yaratır
Kötü davranıştan sonra gelen sevgi, beynin ödül merkezini tetikler.
Bir anda her şey düzelmiş gibi hissedersin.
Ve o iyi anlar için kalırsın.
Kaynak: R. L. Smith, 2023 – Interpersonal trauma and romantic relationships
İlişkide kırmızı bayraklar: En başta fark edilmesi gereken 10 işaret
Şunu açık açık söyleyeyim: Bu bölüm, “Keşke daha önce bilseydim” denilen yer.
Çünkü bu maddeler genelde ilişkinin başında ortaya çıkar. Ama tam da o sırada biz en kör olduğumuz hâlde oluruz. Heyecan vardır, merak vardır, bağlanma başlamıştır. İnsan görmek istemediğini görmez.
Aşağıdaki ilişkide kırmızı bayraklar, en sık gözden kaçan ama uzun vadede en çok can yakan işaretlerdir.
1. Sen onların ilk “gerçek” ilişkisisin
Bunu ilk duyduğunda kulağına masum, hatta özel bile gelebilir.
“Benimle ciddileşti.”
“Demek ki bende farklı bir şey var.”
Ama durup biraz düşünmek gerekir.
Eğer 18 yaşında değilsen ve karşındaki kişinin geçmişinde hiç tanımlanmış, sorumluluk alınmış bir ilişki yoksa, bu genelde tesadüf değildir.
Friends-with-benefits’lar, belirsiz flörtler, tek gecelikler… Bunlar tek başına kötü değildir. Ama hayatında hiç “biz” dememiş biriyle “biz” olmayı öğrenmek, genelde sancılıdır.
Çünkü bu süreçte deneme tahtası çoğu zaman sensin.
2. İletişim kuramıyor
İletişim deyince çoğu insan mesajlaşmayı düşünüyor.
Oysa mesele bu değil.
Seni rahatsız eden bir şeyi konuşabiliyor musunuz? Yoksa konu açıldığı an ortam soğuyor mu?
İletişimden kaçan biri, genelde sorumluluktan da kaçar.
Ve konuşulmayan her sorun, ileride daha sert bir şekilde geri döner.
3. Aşırı sahiplenici davranıyor
Başta tatlı gibi gelir.
“Merak ediyor.”
“Önemsiyor.”
Ama merak ile kontrol arasındaki çizgi çok incedir.
Sürekli neredesin, kiminlesin, neden geç kaldın soruları geliyorsa; özellikle ilişki henüz yeniyse, burada durmak gerekir.
Sahiplenicilik çoğu zaman azalmaz. Artar.
Ve artarken seni yalnızlaştırır.
4. Asla orta yolu bulmak istemiyor
Sağlıklı ilişkilerde iki taraf da bazen geri adım atar.
Birlikte bir denge kurulur.
Ama bazı insanlar için ilişki, kendi isteklerinin kabul edilmesidir.
Konuşmak yerine diretiyorsa, senin ihtiyaçların ikinci plandadır.
Ve bu, zamanla kendini değersiz hissetmene neden olur.
5. İlgi odağı olmak zorunda
Bazı insanlar için ilişki, sahne gibidir.
Işıklar hep onun üzerindedir.
Konuşmalar onun sorunlarıyla başlar, onun duygularıyla biter.
Sen dinlersin, anlarsın, destek olursun.
Ama sıra sana geldiğinde ortam sessizleşir.
6. Asla plan yapmıyor
Buluşmalar, tatiller, hafta sonları…
Hepsi sana mı kalıyor?
“Fark etmez.”
“Sen bilirsin.”
Başta rahat gibi gelir.
Ama zamanla şunu fark edersin: Bu rahatlık değil, çabasızlıktır.
Ve çaba göstermeyen biri, genelde ilişkiye de yatırım yapmaz.
7. Sınırlarına saygı duymuyor
Herkesin sınırları vardır.
Ve seni seven biri, bu sınırları test etmez.
“Şaka yapıyordum.”
“Bunda ne var?”
Bu cümleler, sınır ihlallerinin klasik savunmalarıdır.
Sınırlar zorlanıyorsa, bu tesadüf değildir.
8. Seni sürekli eleştiriyor
Eleştiri ile aşağılama arasındaki fark, hissedilir.
Yapıcı eleştiri geliştirir.
Sürekli eleştirilmek ise küçültür.
Eğer kendini onun yanında hep eksik hissediyorsan, bu bir uyarıdır.
9. Arkadaşlarıyla seni tanıştırmıyor
Herkesin kendi alanı olabilir.
Ama aylar geçmesine rağmen hâlâ hayatının “gerçek” kısmına dahil edilmiyorsan, bu önemlidir.
Seni saklamak ile özel yaşamak aynı şey değildir.
10. İlişkiye isim koymaktan kaçıyor
Aylar geçer.
Duygular artar.
Ama netlik gelmez.
“Biz neyiz?” sorusu hep havada kalır.
Bu belirsizlik, çoğu zaman bilinçli bir tercihtir.
İlişkide kırmızı bayraklar: Görmezden gelindikçe büyüyen işaretler (11–20)
Buraya kadar okuduysan büyük ihtimalle şunu düşündün:
“Evet, bazıları bana çok tanıdık geliyor ama benim ilişkim o kadar da kötü değil.”
Bu cümle, ilişkide kırmızı bayrakların en sevdiği cümledir. Çünkü tam da bu noktada işler “idare edilebilir” gibi görünmeye başlar.
Şimdi işaretlerin biraz daha derinine iniyoruz. Bunlar genelde insanın kendini yavaş yavaş kaybetmeye başladığı yerlerdir.
11. Aşırı kıskançlık gösteriyor
Kıskançlık, ilk başta insana değerli hissettirebilir. “Beni önemsiyor” diye düşünürsün.
Ama doz arttığında, kıskançlık sevgi olmaktan çıkar ve kontrol aracına dönüşür.
Kimle konuştuğunu merak etmesi, telefonuna bakmak istemesi, dışarı çıktığında sürekli hesap sorması… Bunlar “koruma” değildir.
Bir ilişkide sürekli kendini açıklamak zorunda kalıyorsan, orada güven yoktur.
Ve güvenin olmadığı yerde huzur da olmaz.
12. Sır saklıyor ve yalan söylüyor
Sağlıklı ilişkilerde şeffaflık vardır. Bu her detayı paylaşmak anlamına gelmez.
Ama önemli konuların saklanması, bilinçli bir tercihtir.
Gerçekleri parça parça öğreniyorsan ya da içgüdün “bir şeyler eksik” diyorsa, bu his genelde boşuna değildir.
Yalan, ilişkide güveni yavaş yavaş kemirir. Ve güven gittiğinde, geriye sadece şüphe kalır.
13. Suçluluk duygusunu bir silah gibi kullanıyor
“Ben senin için bunu yapıyorum ama…”
“Madem beni seviyorsun, bunu da yaparsın.”
Bu cümleler masum değildir.
Suçluluk duygusuyla yönetilen ilişkilerde, bir taraf sürekli borçlu hisseder.
Ve borçlu hisseden insan, zamanla kendi ihtiyaçlarını yok sayar.
14. Neredeyse hiç arkadaşı yok
İçe dönük olmak başka, sosyal olarak kopuk olmak başkadır.
Eğer partnerinin hayatında sağlıklı arkadaşlıklar yoksa, bunun bir nedeni vardır.
Bu durum, romantik ilişkide aşırı bağımlılığa yol açabilir.
Ve bağımlılık, sevgiyle karıştırıldığında tehlikeli olur.
15. Arkadaşların ve ailen ondan hoşlanmıyor
Bazen çevremiz haksız olabilir, evet.
Ama herkes aynı noktada rahatsızlık hissediyorsa, bunu tamamen yok saymak doğru değildir.
Çünkü sen ilişkinin içindeyken bazı şeyleri göremeyebilirsin.
Dış gözler ise daha net görür.
16. Ailesine saygısız davranıyor
Bir insanın ailesiyle kurduğu ilişki, duygusal dünyası hakkında çok şey anlatır.
Sürekli küçümseyen, aşağılayan, saygısız davranan biri, bunu sadece ailesine yapmaz.
Zamanla aynı dili sana da yöneltir.
“Ama bana öyle davranmıyor” cümlesi, sadece zamanı erteler.
17. Güç dengesi eşit değil
Kararları hep o mu veriyor?
Sen mi uyum sağlayan tarafsın?
Kendini bastırılmış, geri planda ya da daha küçük hissediyorsan, bu ciddi bir alarmdır.
İlişkiler eşitlik üzerine kurulur. Güç üzerine değil.
18. Sosyal medyada yoksun
Herkes paylaşım yapmak zorunda değil, bu doğru.
Ama partnerin aktif olduğu hâlde seni hiç göstermiyorsa, bu bir tercihtir.
Ve çoğu zaman “uzun vadeli plan” olmadığının sessiz bir göstergesidir.
19. Tüm eski sevgilileri “deli”
Bir insanın bütün geçmiş ilişkilerinde hep karşı taraf mı sorunludur?
Bu ihtimal çok düşüktür.
Bu söylem, kişinin kendi davranışlarını hiç sorgulamadığını gösterir.
Ve kendini sorgulamayan biri, değişmez.
20. Madde kullanımı hayatının merkezinde
Arada bir içmek başka, hayatını buna göre şekillendirmek başkadır.
Eğer planlar sürekli iptal ediliyorsa…
Eğer sen ikinci plandaysan…
Ya da seni de buna zorlayan bir baskı varsa…
Bu, ciddi bir ilişkide kırmızı bayraktır.
İlişkide kırmızı bayraklar: Zarar artık görünür hâle geldiğinde (21–30)
Buraya kadar olan kırmızı bayraklar genelde insanın içini sıkan türdendi.
Bu bölümdekiler ise artık “iç sıkıntısı” aşamasını geçmiştir.
Bunlar, insanın özgüvenini kemiren, gerçeklik algısını bozan ve “Ben ne yaşıyorum?” dedirten davranışlardır.
Ve ne yazık ki, bu noktaya gelene kadar çoğu kişi hâlâ kendini suçlamaya devam eder.
21. Hakaret ediyor, isim takıyor
Her ilişkide tartışma olur. Buna kimse itiraz etmez.
Ama tartışmanın dili çok şey anlatır.
Eğer tartışmalar sırasında sana isim takıyor, aşağılayıcı sözler söylüyor ya da seni küçültüyorsa, bu “sinir anı” değildir.
Bu, saygının ortadan kalktığının göstergesidir.
Ve saygı gittiğinde, sevgi tek başına ilişkiyi ayakta tutamaz.
22. Seni gaslight’lıyor (gerçekliğini sorgulatıyor)
Gaslighting çoğu zaman fark edilmez.
Çünkü yüksek sesle gelmez.
Yavaş yavaş ilerler.
“Ben öyle demedim.”
“Sen yanlış hatırlıyorsun.”
“Bunu kafanda kuruyorsun.”
Bu cümleleri sık duymaya başladığında, kendi algından şüphe etmeye başlarsın.
Ve bir noktadan sonra “Acaba sorun bende mi?” diye düşünürsün.
İşte bu, gaslighting’in tam merkezidir.
23. İlişkiye aşırı hızlı giriyor
Daha seni tanımadan büyük sözler geliyorsa, durup düşünmek gerekir.
“Hayatımın aşkısın.”
“Seninle evleneceğim.”
Bu sözler romantik gibi görünse de, bazen bir boşluğu doldurma çabasıdır.
Hız, her zaman tutku demek değildir.
Bazen kaçıştır.
24. Sana nasıl hissettiğini hiç sormuyor
Basit gibi görünen sorular vardır ama çok şey anlatır.
“Nasılsın?”
“Bugün nasıl geçti?”
Bu sorular yoksa, ortada ciddi bir ilgisizlik vardır.
İlişki tek taraflı bir sahneye dönüşür.
Ve sen zamanla görünmez hissedersin.
25. Şaka adı altında seni aşağılıyor
Sevgiyle yapılan şaka ile küçültme arasındaki fark hissedilir.
Başkalarının önünde seni utandıran “şakalar”, masum değildir.
“Çok alıngansın” cümlesi, sınırı geçenlerin en sevdiği kalkanlardan biridir.
26. Yabancılara saygısız davranıyor
Garsona, şoföre, kasiyere nasıl davrandığı çok şey anlatır.
Tanımadığı insanlara gösterilen saygısızlık, karakter göstergesidir.
Ve karakter, ilişkide zamanla ortaya çıkar.
27. Özür dilemiyor
Hiç “Haklısın, özür dilerim” dediğini duydun mu?
Duyduysan da gerçekten hissettin mi?
Özür dilemeyen biri, sorumluluk almaz.
Ve sorumluluk almayan biriyle her sorun senin üzerine kalır.
28. Seni aldatmakla suçluyor
Ortada hiçbir kanıt yokken sürekli seni sorguluyorsa, bu genelde yansıtma (projection)dır.
Yani kendi yaptığını ya da yapmayı düşündüğünü sana yüklüyordur.
Aşırı şüphe, çoğu zaman gizlenen şeylerin habercisidir.
29. Önceki ilişkisinde seni aldatma aracı olarak kullandı
Bu madde rahatsız edicidir ama nettir.
Herkes hata yapabilir, evet.
Ama biri seninle başkasını aldattıysa, bu davranış kalıbını görmezden gelemezsin.
“Ben farklıyım” düşüncesi, çoğu zaman hayal kırıklığıyla sonuçlanır.
30. Hayattaki tüm yükü sana bırakıyor
Planlama, temizlik, duygusal emek, sorumluluk…
Her şey sende mi?
Bu bir ilişki değil.
Bu tek taraflı bir yüktür.
Ve uzun vadede insanı tüketir.
İlişkide kırmızı bayraklar: Seni yavaş yavaş kendinden uzaklaştıran işaretler (31–40)
Bu noktaya geldiğimizde şunu söylemem gerekiyor: Bu kırmızı bayraklar genelde “bir anda” fark edilmez.
Bağırarak gelmezler.
Yavaş gelirler.
Önce küçük bir rahatsızlık gibi hissedilirler. Sonra alışılırlar. En sonunda da “ilişkinin doğası bu galiba” diye normalleştirilirler.
Oysa normal değildir.
31. Senin güvensizliklerini sana karşı kullanıyor
Hepimizin hassas noktaları vardır.
Kilomuz, bedenimiz, geçmişimiz, özgüvenimiz…
Birine bunları açmak, güven göstergesidir.
Ama eğer karşındaki kişi bu hassasiyetleri şaka adı altında gündeme getiriyorsa, bu sevgi değildir.
Bu, seni kontrol etmenin ve küçük hissettirmenin bir yoludur.
Seni seven biri, senin en kırılgan yerlerine dokunurken dikkatli olur.
32. İş ahlakı çok zayıf
Herkesin hayatında zor dönemler olabilir.
Ama sürekli sorumluluktan kaçan, işi küçümseyen, suçu hep başkalarına atan biriyle uzun vadeli bir ilişki çok yıpratıcıdır.
Çünkü bir noktadan sonra yük sana kalır.
Ve ilişki, tek kişinin taşıdığı bir çanta olmamalıdır.
33. Seni değiştirmeye çalışıyor
Başta “öneri” gibi gelir.
“Böyle giyinsen daha iyi olur.”
“Saçını biraz şöyle yapsan…”
Sonra fark etmeden değişmeye başlarsın.
Bir süre sonra aynaya baktığında, kendinden uzaklaşmış hissedersin.
Bu sevgi değildir.
Bu, kontrolün daha yumuşak bir hâlidir.
34. Zor konuşmalardan kaçıyor
İlişkiler sadece iyi günlerden ibaret değildir.
Bir sorun konuşulması gerektiğinde ortadan kayboluyorsa, bu ciddi bir problemdir.
Çünkü kaçılan her konuşma, çözülmemiş bir düğüm olarak kalır.
Ve düğümler zamanla boğar.
35. “Hayır” kelimesini kabul etmiyor
Hayır, hayırdır.
Tekrar tekrar açıklamak zorunda kalıyorsan, sınırların ihlal ediliyordur.
Sınır ihlali, ilişkide güveni yok eden en temel unsurlardan biridir.
Ve çoğu zaman daha büyük ihlallerin habercisidir.
36. Fiziksel, duygusal ya da zihinsel istismar var
İstismar her zaman fiziksel değildir.
Bazen sözle gelir.
Bazen sessizlikle.
Bazen seni sürekli ağlatarak.
Eğer biri seni korkutuyor, sindiriyor ya da küçültüyorsa, bu istismardır.
Ve hiçbir ilişki bunu haklı çıkarmaz.
37. Seni yavaş yavaş izole ediyor
Önce arkadaşlarınla ilgili yorumlar gelir.
Sonra ailen.
Sonra işin.
“Seni düşünüyorum” bahanesiyle hayatından insanları çıkarmaya çalışıyorsa, bu yardım değil, kontrol arzusudur.
Ve bu yalnızlaştırma, bağımlılık yaratır.
38. Seni kontrol ediyor
Kontrol çoğu zaman masum başlar.
“Merak ediyorum.”
“Seni korumak istiyorum.”
Ama zamanla kararlar senin olmaktan çıkar.
Ne giydiğin, kiminle görüştüğün, nereye gittiğin…
Bu fark edilmesi en zor ama en tehlikeli kırmızı bayraklardan biridir.
39. Seni cepte tutuyor
Başta yaptıkların takdir edilir.
Sonra beklenir.
En sonunda zorunlu hâle gelir.
Takdir yerini talebe bıraktığında, sevgi azalır.
Ve sen “yetmezmişim” gibi hissetmeye başlarsın.
40. Sürekli plan iptal ediyor (flake)
Planlar son dakika iptal ediliyorsa, bu bir tesadüf değildir.
Seni yedek olarak gördüğünün işaretidir.
Seven biri, zamanını seninle geçirmekten vazgeçmez.
Son ama en tehlikeli işaretler: Çoğu insanın çok geç fark ettiği kırmızı bayraklar (41–45)
Bu noktaya geldiğimizde ilişkide kırmızı bayraklar artık “detay” değildir.
Bunlar genelde insanın içinde uzun süredir taşıdığı ama adını koyamadığı hislerdir.
Çünkü bazı şeyleri kabullenmek zordur.
“Yanılmış olabilirim” demek, çoğu zaman “gitmem gerekiyor” demekten bile daha acı verir.
41. Arkadaşlarınla ve ailenle ilişkini zedeliyor
Bu her zaman açık açık yapılmaz.
Bağırarak gelmez.
Yavaş yavaş olur.
“Annen sana fazla karışmıyor mu?”
“Arkadaşların seni kullanıyor gibi.”
Bu cümleler masum gibi görünür.
Ama zamanla fark etmeden mesafe koyarsın.
Ve bir gün dönüp baktığında, etrafının sessizleştiğini fark edersin.
Bu, ilişkideki en tehlikeli yalnızlaştırma biçimlerinden biridir.
42. Kendini aşırı derecede “hak sahibi” görüyor
Telefonuna bakmayı normal görür.
Özel alanını sorgulamayı hak sayar.
Bedenin üzerinde söz hakkı olduğunu düşünür.
Bu sevgi değildir.
Bu, sahiplenme adı altında kurulan bir üstünlük duygusudur.
Eşitlik yoksa, ilişki sağlıklı değildir.
43. Love bombing yapıyor
İlk başta her şey çok hızlıdır.
Sürekli mesajlar.
Büyük sözler.
Yoğun ilgi.
Ve sen kendini özel hissedersin.
Sonra bir anda geri çekilir.
İlgi azalır.
Ve sen o ilk günlerdeki hissi geri kazanmak için daha çok çabalarsın.
Love bombing, sevgi değildir.
Bu bir manipülasyon tekniğidir.
44. Onu savunurken yakalıyorsun kendini
Daha ilişkinin başındasınız ama sen çevrene açıklamalar yapmaya başlamışsın.
“Aslında o öyle biri değil.”
“Yanlış anlaşıldı.”
Bu cümleler, zihnin gerçeği yumuşatma çabasıdır.
Ve çoğu zaman içgüdünün susturulduğu noktadır.
45. İçgüdün sana bağırıyor
Bazen listeye gerek yoktur.
Bir his vardır.
Huzursuzluk.
Gerilim.
Sanki sürekli tetikte olma hâli.
İçgüdü, beynin henüz adını koyamadığı şeyleri çok daha önce fark eder.
Ve çoğu zaman haklı çıkar.
İlişkide kırmızı bayrakları fark ettiğinde ne yapmalısın?
Kırmızı bayrakları fark etmek kolay değildir.
Çünkü fark ettiğin an, artık hiçbir şey eskisi gibi olmaz.
O ana kadar “idare edilebilir” sandığın şeyler, bir anda ağırlaşır. Göz ardı ettiğin davranışlar netleşir. Ve zihnin istemediği bir gerçekle karşı karşıya kalır.
Bu yüzden çoğu insan, kırmızı bayrakları gördüğü hâlde harekete geçmez. Görmezden gelmeyi seçer. Kendini oyalamayı seçer. Zamana bırakmayı seçer.
Ama şunu dürüstçe söylemeliyim: Zaman, kırmızı bayrakları iyileştirmez. Sadece kökleştirir.
O yüzden burada “hemen ayrıl” gibi keskin cümleler kurmayacağım. Çünkü her ilişki, her insan ve her bağ aynı değil.
Ama ne yapman gerektiğini adım adım konuşmak zorundayız.
1. Önce kendi ihtiyaçlarını kabul et
İlişkilerde en sık yapılan şeylerden biri, kendi ihtiyaçlarını küçültmektir.
“Buna da çok takılmayayım.”
“Ben biraz daha anlayışlı olayım.”
“Zaten kim mükemmel ki?”
Bu cümleler ilk başta olgunluk gibi hissettirebilir.
Ama sürekli kendinden vazgeçiyorsan, bu olgunluk değil, kendini silmektir.
Kendine şunu sorman gerekir:
“Ben bu ilişkide gerçekten iyi hissediyor muyum?”
Bu soruya net bir “evet” diyemiyorsan, durup düşünmek gerekir.
Çünkü ilişkiler, sürekli kendini toparlamanı gerektiren bir yer olmamalıdır.
2. Sınırlarını netleştir ve ciddiye al
Sınır koymak çoğu insana korkutucu gelir.
Çünkü “kaybetme” ihtimalini barındırır.
Ama sınır koymadığında da yavaş yavaş kendini kaybedersin.
Sınırlar bağırarak konmaz.
Net ve sakin bir dille konur.
“Bundan rahatsız oluyorum.”
“Buna devam edilmesini istemiyorum.”
Ve burada çok kritik bir detay vardır:
Karşındaki kişi sınırlarına nasıl tepki veriyor?
Saygı mı gösteriyor, yoksa küçümsüyor mu?
Çünkü sınır, ilişkide kimin gerçekten önemsediğini çok net gösterir.
3. Kendine karşı acımasızca dürüst ol
Bu bölüm zordur.
Çünkü insan sevdiği kişiye dair gerçekleri görmek istemez.
Umut etmek daha kolaydır.
“Belki değişir.”
“Belki zamanla düzelir.”
Ama kendine şu soruyu sorman gerekir:
“Bu kişi gerçekten değişmeye açık mı, yoksa ben değişmesini mi umuyorum?”
Umut, plan değildir.
Ve ilişkiler, sadece umutla ayakta kalmaz.
4. Açık ama sakin bir iletişim kur
Kırmızı bayrakları görmezden gelmek yerine konuşmak gerekir.
Ama nasıl konuştuğun çok önemlidir.
Bağırarak, suçlayarak değil.
Ne hissettiğini net ve sakin bir şekilde anlatmak gerekir.
“Bunu yaşadığımda kendimi değersiz hissediyorum.”
“Bu davranış beni güvensiz hissettiriyor.”
Eğer bu konuşmalar sürekli reddediliyorsa, konular kapatılıyorsa ya da sen suçlanıyorsan, bu da başlı başına bir işarettir.
Çünkü konuşulamayan ilişkiler, düzelmez.
5. Destek sisteminle yeniden bağ kur
Kırmızı bayraklar çoğu zaman insanı yalnızlaştırır.
Arkadaşlardan uzaklaşılır.
Aileyle araya mesafe girer.
Ve bir noktada ilişki, tek merkez hâline gelir.
Bu çok tehlikelidir.
Eğer bu ilişkide sevdiklerinden uzaklaştıysan, geri dönmek zor olabilir.
Ama gerçek bağlar, seni yargılamadan dinler.
Ve bazen dışarıdan bir ses, senin göremediğini görür.
6. Profesyonel destek almaktan çekinme
Bazen duygular o kadar karışır ki, ne hissettiğini bile ayırt edemezsin.
Bir uzman, bu karmaşayı çözmene yardımcı olur.
Bu zayıflık değildir.
Bu, kendine değer vermektir.
7. Gitmen gereken yeri bil
Her ilişki kurtarılmaz.
Ve her ilişki kurtarılmak zorunda değildir.
Kendine şu soruyu sor:
“Bu ilişki beni büyütüyor mu, yoksa küçültüyor mu?”
Cevap çoğu zaman sandığından daha nettir.
Bazen en sağlıklı karar, gitmektir.
Ve gitmek, başarısızlık değildir.
Bu, kendini seçmektir.
Kırmızı bayrak mı, sarı bayrak mı? Ayırt edemezsen ya gereksiz yere kalırsın ya da erken kaçarsın
İlişkilerde en büyük karmaşa genelde burada yaşanır.
Bir şey içini rahatsız eder ama adını koyamazsın.
“Bu gerçekten ciddi bir sorun mu?” diye sorarsın.
Ya her şeyi normalleştirip kendini zorlamaya devam edersin…
Ya da iletişimle çözülebilecek bir durumu “kesin toksik” deyip bir kenara atarsın.
İkisi de sağlıklı değildir.
O yüzden burada çok net bir ayrım yapmamız gerekiyor.
Kırmızı bayrak nedir?
Kırmızı bayraklar, bir ilişkinin temelini sarsan davranışlardır.
Bunlar seni sadece rahatsız etmez; güvensiz hissettirir.
Sadece üzmez; kendinden şüphe ettirir.
Ve en önemlisi: tekrar ederler.
Bir defa yapılan bir hata, kırmızı bayrak değildir.
Herkes yanlış yapabilir.
Ama aynı davranış defalarca oluyorsa, bu artık “hata” değil, bir davranış biçimidir.
İlişkide kırmızı bayraklar genelde şunları yapar:
- Seni sürekli tetikte tutar
- Ne söyleyeceğini düşünerek konuşmana neden olur
- Kendini ifade etmeyi zorlaştırır
- Özsaygını yavaş yavaş aşındırır
Kırmızı bayraklara örnekler:
- Gaslighting ve duygusal manipülasyon
- Sınırların tekrar tekrar ihlal edilmesi
- Hakaret, aşağılama, kontrol etme
- Yalanlar, gizlilik ve saklama
- Seni değersiz, güvensiz ya da görünmez hissettiren davranışlar
Bu davranışlar “alışkanlık” değildir.
Ve çoğu zaman “zamanla düzelmez”.
Peki sarı bayrak nedir?
Sarı bayraklar, potansiyel risklerdir.
Yani ele alınmazsa ileride kırmızıya dönüşebilirler.
Ama tek başlarına ilişkiyi bitirmen gereken şeyler olmak zorunda değildir.
Burada belirleyici olan şey şudur:
Karşındaki kişi fark ettiğinde ne yapıyor?
Dinliyor mu?
Sorumluluk alıyor mu?
Değişmek için çaba gösteriyor mu?
Yoksa savunmaya mı geçiyor, konuyu mu kapatıyor?
Sarı bayraklara örnekler:
- Mesajlaşmada tutarsızlık
- Duygusal konuşmalardan kaçınma (kötü niyet olmadan)
- Farklı sevgi dilleri
- İlişkinin başında hafif bencillik
- Henüz konuşulmamış gelecek beklentileri
Sarı bayraklar konuşularak netleşebilir.
Kırmızı bayraklar ise konuşuldukça daha da belirginleşir.
En sık yapılan hata: Kırmızıyı sarıya, sarıyı kırmızıya boyamak
Bazı insanlar gerçekten tehlikeli davranışları “herkes yapar” diye geçiştirir.
Bazıları ise iletişimle çözülebilecek meseleleri felaket senaryosuna çevirir.
Burada kendine şu soruyu sorman gerekir:
“Bu davranış zamanla beni daha mı rahatlatıyor, yoksa daha mı geriyor?”
Eğer her geçen gün daha huzursuz, daha sessiz ve daha tedirgin hissediyorsan, rengi ne olursa olsun, durup bakmak gerekir.
Çünkü ilişkiler, sürekli kendini savunman gereken alanlar olmamalıdır.
Sağlıklı bir ilişkide aslında nasıl hissetmen gerekir?
Bu soruyu çoğu insan kendine hiç sormaz.
Ya da sorar ama cevaplamak istemez.
Çünkü bazen bir ilişkide “iyi hissetmiyorum” demek, o ilişkiyle vedalaşmak anlamına gelir. Ve vedalar kolay değildir.
Ama şunu net söylemeliyim: Sağlıklı bir ilişkiyi anlamanın yolu, karşındakinin söylediklerinden çok, senin içinde neler olduğuna bakmaktır.
Bir ilişkideyken şunları hissedebilmelisin:
- Rahatlık
- Güven
- Duyulmuş olma hissi
- Saygı
- Kendin olabilme özgürlüğü
Bunlar “lüks” değildir.
Bunlar ilişkinin temelidir.
Eğer bunların çoğu yoksa ama sen hâlâ “belki düzelir” diyorsan, burada durmak gerekir.
Çünkü bir ilişki seni sürekli tetikte tutuyorsa…
Ne söyleyeceğini düşünerek konuşuyorsan…
Bir mesaj atmadan önce bile geriliyorsan…
Orada sevgi değil, kaygı vardır.
Sağlıklı bir ilişkide bunları yaşamazsın
Sağlıklı bir ilişkide:
- Sürekli kendini savunmak zorunda kalmazsın
- “Bunu söylersem ne olur?” diye düşünmezsin
- Duyguların küçümsenmez
- Sınırların tartışma konusu yapılmaz
- Sevilmek için performans sergilemezsin
İlişkide kırmızı bayraklar genelde şunu yapar: Seni yavaş yavaş susturur.
Önce daha az anlatırsın.
Sonra daha az istersin.
En sonunda da “ben zaten çok şey beklememeliyim” noktasına gelirsin.
Bu, sevgi değildir.
“Ama onu seviyorum” demek her şeyi çözmez
Sevgi önemlidir.
Ama sevgi tek başına yeterli değildir.
Bir ilişkide sevgi varsa ama saygı yoksa, denge yoksa, güven yoksa…
Sevgi bir süre sonra yük hâline gelir.
Ve o yükü genelde tek taraf taşır.
İlişkiler, seni daha az sen yapan yerler olmamalıdır.
Aksine, seni daha net, daha güçlü ve daha kendin hissettirmelidir.
Kendine dürüst olman gereken bir nokta
Şu soruyu kendine sormaktan kaçma:
“Bu ilişkide kaldıkça kendime yaklaşıyor muyum, yoksa kendimden uzaklaşıyor muyum?”
Cevap, çoğu zaman sandığından daha nettir.
Ve bu cevap, seni korkutabilir.
Ama korkutucu olan cevap değil, o cevabı görmezden gelmektir.
İlişkide kırmızı bayraklar neden asla görmezden gelinmemeli?
İnsanlar genelde şunu düşünür:
“Biraz daha sabredeyim.”
“Biraz daha konuşursak düzelir.”
“Şimdi ayrılmak çok dramatik.”
Bu düşünceler çok tanıdık. Çünkü ayrılık fikri korkutucudur. Belirsizlik korkutucudur. “Ya yanlış karar verirsem?” sorusu insanın içine çöreklenir.
Ama burada dürüst olmamız gereken bir gerçek var: İlişkide kırmızı bayraklar, zamanla küçülmez.
Konuşulmadıkça büyürler.
Görmezden gelindikçe kök salarlar.
Normalleştirildikçe kişiliğin bir parçası hâline gelirler.
Ve en sonunda şu noktaya gelinir: “Ben eskisi gibi değilim.”
Bu cümle çok masum gibi görünür ama altında büyük bir kayıp vardır. Çünkü “eskisi gibi değilim” demek, “kendimden bir şeyler verdim” demektir.
İlişkide kırmızı bayraklar genelde tek bir büyük patlamayla zarar vermez. Onlar damla damla birikir.
Bir mesaj geç cevaplandığında içini sıkan o his…
Bir cümleyi yutmak zorunda kalman…
Bir tartışmada haklı olduğunu bilip susman…
Tek tek bakıldığında küçük görünürler.
Ama hepsi birleştiğinde seni yorar.
Ve işin en tehlikeli tarafı şudur: İnsan zamanla bu yorgunluğu “ilişki hali” sanmaya başlar.
Oysa sevgi, sürekli tetikte olma hâli değildir.
Sevgi, diken üstünde durmak değildir.
Sevgi, kendini sürekli açıklamak zorunda kalmak değildir.
“Ama her ilişkide sorun var” cümlesi neden tehlikelidir?
Evet, her ilişkide sorun vardır.
Kimse bunu inkâr etmiyor.
Ama her sorun, kırmızı bayrak değildir.
Ve her kırmızı bayrak da “ilişkinin bir parçası” değildir.
Sorun dediğimiz şeyler; konuşularak, çaba gösterilerek, iki tarafın da sorumluluk almasıyla çözülür.
Kırmızı bayraklar ise genelde şunu yapar:
- Konuşulduğunda inkâr edilir
- Gündeme geldiğinde küçümsenir
- Sorumluluk başkasına atılır
- Değişim vaat edilip davranış değişmez
Ve bu döngü devam ettikçe, sen daha çok yorulursun.
Bir noktadan sonra ilişkinin yükü, ilişkinin kendisinden daha ağır hâle gelir.
Kırmızı bayraklar seni nereye götürür?
Bu soruyu sormak can yakıcı olabilir.
Ama cevabı çok net.
İlişkide kırmızı bayraklar görmezden gelindikçe:
- Özsaygın zedelenir
- Kendi algına güvenin azalır
- Daha az istersin, daha az beklersin
- Sınırlarını korumakta zorlanırsın
- Yalnız hissedersin
Ve en sonunda şu noktaya gelirsin:
“Ben bu ilişkideyken kendim olamıyorum.”
İşte bu, ilişkinin sana zarar verdiğinin en net göstergesidir.
Kırmızı bayrakları erken fark etmek neden bu kadar önemlidir?
Çünkü erken fark etmek, daha az yara demektir.
Daha az kendinden vazgeçmek demektir.
Daha az “keşke” demektir.
Yanlış bir ilişkide uzun süre kalmak, sadece zamanı değil, insanın kendine olan güvenini de alır.
Ve o güveni yeniden inşa etmek, çoğu zaman ilişkiden ayrılmaktan daha zordur.
Bu yüzden kırmızı bayrakları fark etmek kalp kırıcı olabilir.
Ama onları yok saymak, çok daha uzun süren bir kırılmadır.
Son bir kez dur ve kendine şunu sor
Bu yazının bu kadar uzun olmasının bir nedeni var.
Çünkü ilişkide kırmızı bayraklar, genelde tek bir cümleyle fark edilmez. Tek bir olayla anlaşılmaz. Bir listeye bakıp “evet bu” demekle de bitmez.
Onlar birikir.
Davranış davranış eklenir.
Hissettiklerin üst üste gelir.
Ve bir gün dönüp baktığında, “Ben burada ne yaşıyorum?” diye sorarsın.
Bu soruyu sormak bile başlı başına bir işarettir.
Çünkü mutlu ve güvende hissettiğin bir ilişkide, bu soru aklına gelmez.
İlişkide kalmak mı daha zor, gitmek mi?
Çoğu insan gitmenin daha zor olduğunu düşünür.
Alışkanlıklar vardır.
Paylaşılan anılar vardır.
Umuda tutunma hâli vardır.
Ama şunu çok net söylemeliyim: Yanlış bir ilişkide kalmak, gitmekten çok daha yorar.
Çünkü gitmek bir kere acıtır.
Kalmak ise her gün azar azar acıtır.
Ve o küçük acılar zamanla seni sen olmaktan uzaklaştırır.
Aşk böyle hissettirmemeli
Aşk seni korkutmamalı.
Aşk seni susturmamalı.
Aşk seni “acaba ben mi sorunluyum?” noktasına getirmemeli.
Aşk, seni daha az sen yapmaz.
Aşk, seni küçültmez.
Aşk, seni yalnız hissettirmez.
Gerçek bir bağ, yanında kendin olabildiğin yerdir.
Yanında rahatça gülebildiğin, ağlayabildiğin, itiraz edebildiğin yerdir.
Ve evet, bazen bu yazıyı okurken canın sıkıldıysa, bu da bir işarettir.
Çünkü bazı gerçekler rahatsız eder.
Ama o rahatsızlık, çoğu zaman seni korumaya çalışır.
Son söz
İlişkide kırmızı bayrakları erken fark etmek kalbi acıtabilir.
“Yanılmışım” demek zor olabilir.
Ama yanlış bir ilişkide kalmak, insanın kendine olan saygısını sessizce aşındırır.
Zamanını, enerjini ve sevgini sana gerçekten iyi gelecek birine saklamak bencillik değildir.
Bu, kendine sadık kalmaktır.
Ve şunu asla unutma:
Yanlış kişiyle çok şey yaşayabilirsin. Ama doğru kişiyle kendin olabilirsin.







