İlişkiler

İlişkilerde Alttan Almak: 7 Sessiz Zararını Bil!

İlişkilerde alttan almak bazen iyi gibi görünür ama sürekli olunca yıpratır. Sessiz tükenmişliği, sınır koymayı ve dengeyi keşfet!

Şunu en baştan söylemeliyim ki “ilişkilerde alttan almak” kulağa ilk anda çok olgun, çok “büyüklük bende kalsın” gibi geliyor. Hani sanki biri kavga çıkarmıyor, ortamı yumuşatıyor, herkes mutlu oluyor… Mis gibi. Ama işin bir de perde arkası var. Çünkü alttan almak; çatışma çıkmasın, karşı taraf üzülmesin diye insanın kendi isteklerini, tepkilerini ve hatta bazen duygularını bastırıp geri adım atması demek.

Ara sıra alttan almak elbette işe yarar. Bazen “tamam ya, büyütmeyeyim” demek ilişkiyi rahatlatır. Ama iş sürekli alttan alan taraf olmaya dönünce… Orada işler değişiyor. Kişinin psikolojisi yoruluyor, ilişki dengesi bozuluyor ve bir noktada “Ben ne yaşıyorum?” hissi kapıyı çalıyor. Gel, bunu farklı başlıklarla açalım.

İlişkilerde Sürekli Alttan Almanın Psikolojik Etkileri

Düşünsene… Bir ilişkiyi ayakta tutmak için hep “tamam”, “sorun değil”, “boş ver” diyen sensin. Dışarıdan bakınca bu tavır anlayış, sabır, olgunluk gibi görünebilir. Hatta insanlar sana “Ne kadar sakin, ne kadar idareli” bile diyebilir. Ama ben sana dürüst olayım: Psikolojik tarafta bu iş, zamanla derin bir yorgunluk yaratabiliyor.

Çünkü sen uyumu korumak için kendi ihtiyaçlarını sürekli ikinci plana atarken, kısa vadede çatışmayı önleyen o “susma” stratejisi uzun vadede seni hem kendinden hem de ilişkiden uzaklaştırabiliyor. Dile getirilmeyen her ihtiyaç içerde “minik bir taş” gibi birikiyor. Sonra o taşlar bir bakmışsın çanta olmuş, omzunu çökertiyor.

Bu durumda çoğu kişi öfkesini ya da üzüntüsünü açıkça göstermiyor. “Kızgın değilim” diyor, bağırmıyor, tartışma çıkarmıyor. Ama bastırılan duygular içten içe birikince ortaya şunlar çıkıyor: isteksizlik, kırgınlık, uzaklaşma. Hani şu cümle var ya: “Artık eskisi gibi hissetmiyorum.” İşte o cümle çoğu zaman bu görünmez yorgunluğun dışa vurumu oluyor.

Sponsor

Bir de şu var: Sürekli alttan alan kişi, haklı olduğu durumlarda bile kendini ifade etmek yerine susmayı seçebiliyor. “Hayır” demek zorlaşıyor. Sonuç? Olumsuz duygularla tek başına boğuşma. Ve zamanla mutsuzlukla birlikte özsaygı da yara alıyor.

Uzmanlar, aşırı alttan alan bireylerin bir süre sonra kendi kararlarına ve yeteneklerine olan inancını kaybedebileceğini, özgüven düşüşü yaşayabileceğini söylüyor. Çünkü sürekli kendinden ödün vermek, insana “Benim isteklerim o kadar da önemli değil galiba” dedirtiyor. Bu da değersizlik hissine zemin hazırlıyor.

İronik olan şu: Bir yandan ilişkiyi kaybetme korkusuyla hareket ediyorsun, bir yandan da kendine olan saygını yavaş yavaş eritiyorsun. Dışarıdan “sessiz fedakârlık” gibi görünen şey, içeride çoğu zaman görünmez bir tükenmişlik yaratıyor. Kaynak: Sürekli Alttan Almak: İlişkide Görünmeyen Yorgunluk.

Alttan Almanın İlişki Dinamiklerine Etkisi

İşin psikolojik tarafı bir yana, ilişki dinamikleri tarafında da “sürekli alttan almak” zamanla ilişkiyi sağlıksız bir forma sokabiliyor. Çünkü bir taraf hep taviz verip diğer taraf hep “olduğu gibi” devam ederse, çift arasındaki güç dengesi bozuluyor. Bu da ilişkide “eşitlik” hissini yavaş yavaş zedeliyor.

Alttan alan taraf çoğu zaman ilişkiyi ayakta tutma rolünü üstleniyor. Karşı tarafın istekleri ve duyguları daha çok öncelik kazanıyor. Böylece kararları ve kuralları fiilen tek bir taraf belirler hale gelebiliyor. Peki bu ne demek? İlişki iki kişilik bir takım oyunu olmaktan çıkıp “birinin yönetip diğerinin idare ettiği” bir yere kayabiliyor.

İletişimde “Halı Altına Süpürme” Tuzağı

İletişim açısından da sorunlar baş göstermeye başlıyor. Çünkü problem çıktığında sen sürekli geri adım atıp konuyu kapatıyorsan, ortada gerçek bir çözüm oluşmuyor. Psikologların sık söylediği bir şey var: Bazı meselelerin çözümü için zaman zaman gerginlik yaşamak normal. Tartışmadan tamamen kaçınmak çoğu zaman sorunları halı altına süpürmek demek.

Yüzeyde sular durgun görünüyor olabilir ama altta çözülmemiş meseleler ve kırgınlık birikiyor. Ve bu birikim duygusal yakınlığı azaltarak partnerlerin birbirinden soğumasına neden olabiliyor. Kaynak: Gereksiz Yere Alttan Almak Nedir?.

Sınırlar Bulanıklaşınca Ne Oluyor?

Sürekli alttan alan kişi bir süre sonra sınırlarını belli edemez hale gelebiliyor. Sınırlar bulanıklaşınca karşı taraf da farkında olmadan o sınırları ihlal etmeye devam ediyor. Mesela düşün: Sen her konuda idare ediyorsun ve kendi isteklerini dile getirmiyorsun. Diğer taraf bir noktadan sonra gerçekten ne isteyip istemediğini ayırt edemeyebilir.

Hatta daha da ileri gidip sorumluluk almayı bırakıp daha bencil davranmaya başlayabilir. Böylece ilişki “birinin sürekli veren, diğerinin sürekli alan” olduğu sağlıksız bir döngüye girebilir. Uzmanlar bu tutumun çoğu zaman fedakârlık değil, bir tür sınır ihlali gibi çalıştığını söylüyor: Sen kendinden vazgeçtikçe, duygusal denge bozuluyor. Kaynak: İlişkilerde “Alttan Alan” Taraf Olmak.

“Ne Kadar Uğraşsam da Yine Yaranamıyorum” Hissi

Bir de sürekli alttan almanın ironik bir tarafı var: Ne kadar çabalasan da karşı tarafı tam olarak memnun edemeyebiliyorsun. Hatta gereksiz yere taviz verdikçe işler “yine yaranamazsın” noktasına gelebiliyor. Sorunlar bitmiyor ve bu sefer suçlu, sorumlu olan da çoğu zaman yine alttan alan kişi oluyor.

Sponsor

Sen kendi isteklerini bastırıp içine attıkça, karşı taraf senin iç dünyanda neler olduğunu fark etmeyebiliyor. Sonra bir gün sen “Anlaşılmıyorum” diye daha büyük bir kırgınlık yaşıyorsun. Peki bu neye dönüşüyor? İçeride biriken duygular yüzeye çıktığında, genelde sakin bir “konuşma” değil; daha sert bir “patlama” olarak çıkıyor.

Uzun Vadede İlişkiye Zarar Veren Yük Dağılımı

Uzun vadede bir tarafın sürekli alttan alması, ilişki bütünlüğüne ciddi zarar verebiliyor. Sağlıklı bir ilişkide yükün iki tarafça paylaşılması gerekir. Ama sürekli taviz verilen ilişkide yük tek tarafa biniyor. Bir uzmanın dediği gibi: İlişkiler bir tarafın sürekli taşımasıyla değil, birlikte taşınmasıyla güçlenir.

Sürekli alttan almak başta ilişkiyi “kurtarıyor” gibi görünse de, aslında içeride gizli bir mesafe yaratabiliyor. Zamanla taraflar duygusal olarak kopabiliyor. Dahası, yıllarca biriken rahatsızlık ve öfke patlayınca ortaya ani ve büyük çatışmalar çıkabiliyor. Sonuç: Tek taraflı anlayışla yürütülen ilişki sürdürülebilir olmuyor; denge ve karşılıklılık yoksa ilişki temelden sarsılabiliyor. Kaynak: Alttan almak benim görevim mi?.

Uzman Görüşleri ve Psikolojik Kaynaklardan Öne Çıkan Noktalar

Ben bu yazıyı hazırlarken ilk aklıma gelen şey şu oldu: Sürekli alttan almak dışarıdan “olgunluk” gibi görünse bile, içeride genelde “ilişkiyi kaybetme korkusu” ile besleniyor. İnsan bazen terk edilmekten, ilişki bozulacak diye bir şey demekten, hatta “gerginlik” çıkmasından bile aşırı korkabiliyor.

Bu yüzden uzmanlar, sürekli taviz vermeyi çoğu zaman gerçek bir fedakârlık gibi değil; sağlıksız bir özveri ve sınır ihlali gibi ele alıyor. Çünkü sağlıklı ilişkide amaç kimsenin anlayışsız olması değil; iki tarafın da anlaşılma ihtiyacının gözetildiği, dengeli bir iletişim kurmak.

Bir diğer vurucu nokta da şu: Sürekli alttan almak bazen “karşı tarafı önemsediğim için” değil, daha derinde “kaygımı yönetemediğim için” bir kaçınma davranışına dönüşebiliyor. Yani aslında o “susma” hareketi, çoğu zaman karşı tarafın iyiliğinden çok, senin “kötü bir şey olacak” korkunla ilgili olabiliyor.

Bu kişiler partnerlerinin gözündeki imaja çok önem verip onu memnun etmeye odaklanabiliyor. Hatta partnerin kendiyle ilgili olmayan bir üzüntüsünü bile hemen ilişkiyle bağlayıp “Acaba benim yüzümden mi?” diye tetiklenebiliyor. Bu sürekli tetikte olma hali, insanın bütün mutluluğunu partnerin onayına endekslemesi gibi bir yere kayabiliyor.

Ve çok kritik bir cümle: Sürekli alttan aldığın ve idare ettiğin kişi, zamanla en çok tahammül edemediğin ve en çok öfkelendiğin kişiye dönüşebiliyor. Çünkü bastırılan duygu, kaybolmuyor; sadece şekil değiştirip ileride daha büyük öfke olarak geri dönebiliyor. Kaynak: İlişkilerinde Alttan Alan Taraf mısın?.

Örnek Senaryo: Sürekli Alttan Alan Tarafın Hikâyesi

Bu anlattıklarım “teoride” kalmasın diye bir senaryoya bakalım. İlişki terapisti Serhat Yabancı’nın örneklediği kurgu çift üzerinden gidelim: Asuman ve Kenan.

Asuman, çocukluğundan beri ebeveynlerini mutlu etmek için hep alttan alan, onaylanma ihtiyacı yüksek bir yapıyla büyümüş. Kenan ise ailesi tarafından daha çok şımartılmış, ilişkilerinde isteklerinin yapılmasına alışkın bir karakter. Bu ikili evlendikten sonra Asuman, tartışma çıkmasın diye her konuda alttan alan taraf oluyor; sorunları büyütmemek için kendi isteğinden vazgeçip susmayı seçiyor.

Kenan ise Asuman sınır koymadıkça bencilce tavırlarını sürdürüyor. Çünkü ilişkide davranışlarına karşı bir dirençle karşılaşmıyor. İlk bakışta bu dinamik “kavga yok, huzur var” gibi görünüyor. Ama Asuman’ın içinde fark edilmeyen bir üzüntü ve boşluk duygusu büyümeye başlıyor. Hani şu “İçim dolu ama kimse görmüyor” hali… Tam olarak o.

Yıllar ilerledikçe Asuman daha mutsuz ve tatminsiz hissetmeye başlıyor. Kenan ise her şey yolundaymış gibi mevcut düzeni korumak istiyor. Asuman kendisi için bir adım atıp “Artık benim isteklerim de önemli” diyerek sınır koymaya çalıştığında Kenan panikleyip onu bencillikle suçluyor.

Hatta Kenan, alıştığı düzenden vazgeçmemek için “Sen bensiz yapamazsın” tarzı sözlerle Asuman’ı bağımlı tutmaya, özgüvenini kırmaya çalışıyor. Asuman da yıllardır içine attığı duygular nedeniyle ara ara öfke patlamaları yaşıyor. Bu patlamalar aslında “şu an olan şeye” değil; yıllardır birikenlere geliyor. İşte bu yüzden o patlamalar büyük oluyor.

Evliliklerinin 7. yılında Asuman için kırılma noktası geliyor. Artık bu düzende devam edemeyeceğini fark ediyor ve Kenan’la ciddi bir konuşma yapıyor. Beklentilerini ve sınırlarını netleştiriyor: Kendi hayatında söz sahibi olmak istediğini, harcamalardan sosyal yaşama kadar fikrine değer verilmesi gerektiğini, ev işlerinin ve sorumlulukların paylaşılmasını istiyor.

Hatta işi ciddiye bindirip “Eğer bunlar gerçekleşmeyecekse ayrılmayı da konuşabiliriz” diyor. Yabancı bu örnek üzerinden “Zamanında çizmediğimiz sınır, zamansız gelen sinire dönüşecektir” diyerek, erken konmayan sınırların ileride kontrolsüz öfke patlamalarına dönüştüğünü vurguluyor.

Sponsor

Asuman yıllar sonra hem kendine (boyun eğdiği için) hem de eşine (bu düzeni sürdürdüğü için) karşı kronik bir öfke biriktirmiş oluyor. Bu öfke ve değersizlik hissi ilişkiyi kopma noktasına getiriyor. Öykünün sonunda ilişkiyi sürdürebilmeleri için yeni bir denge kurmaları gerektiği ortaya çıkıyor: Asuman’ın ihtiyaçlarının da en az Kenan’inki kadar önemli olduğu, tek taraflı fedakârlıkla yürümeyecek bir ilişkiyi baştan tanımlamaları gerekiyor.

Bu senaryo bana şunu çok net gösteriyor: Sorunları konuşmak yerine sürekli alttan almak başlarda sakinlik sağlıyor gibi görünse de uzun vadede iki taraf için de daha büyük sorunlar çıkarıyor. Alttan alan kişi değersiz ve öfkeli hissederken, karşı taraf empati yapmayı ve sorumluluk almayı öğrenemiyor. Sonuçta ilişki ciddi bir kırılma riskiyle karşı karşıya kalıyor.

Gerçek hayatta da benzer biçimde, sürekli tavizle yürüyen ilişkilerde bir noktada çatışma kaçınılmaz hale geliyor. Ya büyük bir krizle yüzleşip ilişkiyi yeniden tanımlıyorsun… ya da ilişki bitiyor.

Sürekli Alttan Alan Biriysen: Başa Çıkma Yolları ve Sınır Koyma Becerileri

İyi haber: Bu döngüden çıkmak mümkün. Benim gözümde mesele “sertleşmek” ya da “kavgacı olmak” değil. Mesele, kendini görünür kılmak. İşte uzmanların da sık söylediği bazı başa çıkma yolları:

Duygularını Açıkça İfade Et

Rahatsız olduğun konularda duygularını paylaşmaktan çekinme. Yapıcı bir dille “hayır” demeyi öğrenmek, sürekli taviz vermenin önüne geçiyor ve özsaygını korumana yardımcı oluyor. Unutma: Saygı çerçevesinde olduğu sürece fikir ayrılıkları ve tartışmalar ilişkinin doğal bir parçası. Her şeyi sineye çekmek zorunda değilsin.

Sağlıklı Sınırlar Belirle

İlişkinde kendi sınırlarını ve ihtiyaçlarını netleştir. Nerede “dur” demen gerektiğini bilirsen, karşı taraf da hangi davranışların seni rahatsız ettiğini anlayabilir. Zamanında konulmayan sınırların ileride öfke birikimi olarak geri dönebileceğini unutma. Ve evet, bunu özellikle söylemek istiyorum: Senin çizmediğin sınırı kimse senin yerine çizmez.

İlişkideki Dengeyi Gözden Geçir

Partnerinle karşılıklı fedakârlık ve sorumluluk dengesini konuş. Sağlıklı ilişkide emek ve anlayış tek taraflı değil; karşılıklıdır. Sürekli bir kişinin çabalaması yerine, sorunları birlikte çözmeye çalışmak ilişkiyi daha sağlam yapar. İlişki yükünü omuz omuza paylaşmak, iki tarafın da değer gördüğünü hissettirir.

Özsaygını ve Özdeğerini Güçlendir

Kendi hayatına sahip çık. Kişisel ilgi alanları edin, hobilerine ve arkadaşlıklarına zaman ayır. Böylece kimliğin sadece ilişki üzerinden beslenmez. Kendini sadece bir ilişkinin içinde değerli görme tuzağına düşmemek çok önemli. Kendi değerini bildikçe ilişkide de daha sağlıklı bir duruş sergilersin.

Gerekirse Profesyonel Destek Al

Eğer “sürekli alttan alma” alışkanlığını değiştirmekte zorlanıyorsan bir ilişki terapisti veya psikologdan destek almayı düşünebilirsin. Uzmanlar, bu tür kalıpların altında çocukluk deneyimleri, terk edilme korkusu veya düşük özsaygı gibi nedenlerin olabileceğini söylüyor. Bir noktada yardım istemek “güçsüzlük” değil; değişim için cesaret göstermek. Kaynak: İlişki Bağımlılığı Nedir? Nasıl Tedavi Edilir?.

Son Söz: İlişkilerde Alttan Almak Nerede Faydalı, Nerede Yıpratıcı?

Sonuç olarak, ilişkilerde zaman zaman anlayış gösterip alttan almak gerekebilir. Bazen gerçekten “Bunu büyütmeyelim” demek ilişkiyi rahatlatır. Ama bunun sürekli tek bir tarafın rolü haline gelmesi, hem bireyin psikolojik sağlığına hem de ilişkinin yapısına zarar verir.

Sürekli alttan alan kişi önce kendine haksızlık eder. Duygularını ve ihtiyaçlarını yok saymak, uzun vadede birikerek çok daha büyük sorunlar doğurur. Sağlıklı ilişkide iki taraf da duyulmayı, anlaşılmayı ve saygı görmeyi hak eder. Dengeyi korumak için gerektiğinde “dur” diyebilmek, yapıcı şekilde çatışabilmek ve özdeğeri kaybetmemek çok önemli.

Unutma: İlişkiler tek tarafın fedakârlığıyla değil; karşılıklı emeğin ve anlayışın dengesiyle güçlenir. Ve evet… bazen en büyük “ilişkiyi koruma” hamlesi, ilk kez kendini açıkça ortaya koymaktır.


Sen hiç “hep ben idare ediyorum” dediğin bir ilişki yaşadın mı? Yorumlara yaz, konuşalım ve bu yazıyı ihtiyacı olan birine gönder!

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İlginizi Çekebilir

Başa dön tuşu

Reklam Engelleyici Algılandı

Lütfen reklam engelleyicinizi devre dışı bırakarak bizi desteklemeyi düşünün!