Konuşmadan Küsmek İlişkileri Neden Yıpratır?

Konuşmadan küsmek neden ilişkileri yorar? Sessizliğin psikolojik etkilerini, bilimsel arka planını ve daha sağlıklı iletişim yollarını keşfet

Şunu açık açık sorarak başlamak istiyorum: Hiç biriyle yaşadığın bir sorunda, konuşmak yerine tamamen içine kapandığın oldu mu? Telefonu sessize aldığın, mesajlara baktığın ama cevap vermediğin, aynı evdeyken bile yokmuş gibi davrandığın anlar… Ben bu hâli tek bir cümleyle tanımlıyorum: konuşmadan küsmek.

İlk anda insana makul geliyor. “Biraz sakinleşeyim”, “şimdi konuşursak daha kötü olur” diye düşünüyorsun. Hatta bazen kendini olgun bile hissediyorsun. Ama mevcut psikoloji ve iletişim araştırmaları, bu sessizliğin çoğu zaman sakinleştirmekten çok ilişkiyi yavaş yavaş içten içe aşındırdığını gösteriyor.

Yabancı kaynaklarda bu davranış genellikle silent treatment ya da ostracism olarak adlandırılır. Bu kavramlar kulağa teknik gelebilir ama anlattıkları şey çok tanıdık: Birini cezalandırmak, sınamak ya da kontrol etmek için iletişimi bilinçli olarak kesmek.

Konuşmadan Küsmek Nedir?

Konuşmadan küsmek, bir sorun yaşandığında bunu kelimelerle ifade etmek yerine, tamamen sessizlikle karşılık vermektir. Mesaj atmamak, aramalara dönmemek, göz teması kurmamak, soruları geçiştirmek ya da hiç cevap vermemek bu davranışın en yaygın örnekleridir.

Buradaki kritik nokta şudur: Ortada bir problem vardır ama bu problem hakkında hiçbir açıklama yapılmaz. Karşı taraf, ne olduğunu tahmin etmeye zorlanır. İşte ilişkileri yoran şey tam olarak bu belirsizliktir.

Sponsor

Ben şunu fark ettim: İnsanlar çoğu zaman sessizliğin “kendiliğinden anlaşılacağını” zanneder. Oysa ilişkilerde sessizlik, çoğu zaman yanlış anlaşılan bir dildir.

Konuşmadan Küsmek Ne Değildir?

Burada çok önemli bir ayrımı netleştirmek gerekiyor. Çünkü her sessizlik konuşmadan küsmek değildir. Sağlıklı ilişkilerde sessizlik bazen koruyucu bir rol de üstlenebilir.

Sağlıklı mola ile yıkıcı sessizlik arasındaki fark

Sağlıklı bir molada niyet açıktır. Kişi şunu söyleyebilir: “Şu an çok öfkeliyim, kendimi toparlayıp sonra konuşmak istiyorum.” Bu cümlede hem duygu vardır hem de ilişkiye dair bir bağlılık.

Konuşmadan küsmekte ise böyle bir çerçeve yoktur. Sessizlik başlar ama ne kadar süreceği, neden olduğu ya da bitip bitmeyeceği bilinmez. Karşı taraf, sürekli tetikte kalır.

İnsan zihni belirsizliği, net bir olumsuzluktan bile daha zor tolere eder. Bu yüzden konuşmadan küsmek, karşı taraf için sadece bir sessizlik değil; zihinsel olarak tüketici bir süreçtir.

Neden Bu Kadar Yaralayıcı?

Konuşmadan küsmek çoğu zaman “pasif” bir davranış gibi algılanır. Bağırma yoktur, hakaret yoktur, açık bir çatışma yoktur. Ama işin paradoksu tam da burada başlar.

Sosyal psikoloji alanındaki mevcut bulgular, bilinçli olarak görmezden gelinmenin insanın en temel ihtiyaçlarından biri olan ait olma duygusunu tehdit ettiğini göstermektedir. İnsan sosyal bir varlıktır ve yok sayılmak, doğrudan varoluşsal bir tehdit gibi algılanabilir.

Bu yüzden konuşmadan küsmek, yüksek sesle bağırmaktan çok daha derin izler bırakabilir. Çünkü karşı taraf neye itiraz edeceğini bilemez.

Konuşmadan Küsmek Beyinde Nasıl Algılanır?

Bu noktada şunu özellikle söylemek istiyorum: Konuşmadan küsmek sadece “iletişim eksikliği” değildir. Mevcut araştırmalar, bu davranışın beyinde çok daha derin bir karşılığı olduğunu gösteriyor.

Sosyal psikolog Kipling Williams’ın uzun yıllara yayılan ostracism (dışlanma) çalışmaları, bilinçli olarak yok sayılmanın beyinde bir tehdit olarak algılandığını ortaya koyuyor. Yani biri seninle konuşmayı kestiğinde, beynin bunu nötr bir durum gibi işlemiyor.

Sponsor

Araştırmalara göre bu tür sosyal dışlanma anlarında beynin dorsal anterior cingulate cortex adı verilen bölgesi aktive oluyor. Bu bölge, fiziksel acı algısıyla da ilişkili. Burada çok önemli bir nokta var: Bu durum, “sessizlik fiziksel acıyla birebir aynıdır” anlamına gelmez. Ancak iki deneyim arasında anlamlı bir nörolojik örtüşme olduğu görülmektedir.

Yani biri seni görmezden geldiğinde, bedenin de bu duruma tepki verir. Kalp atışlarının hızlanması, mide sıkışması, huzursuzluk hissi… Bunların hiçbiri tesadüf değildir.

Kaynak: The Painful Effects of Ostracism Can Linger in the Brain

Beynin Asıl Zorlandığı Şey: Belirsizlik

Benim özellikle dikkatimi çeken nokta şu oldu: Beyin için asıl yıpratıcı olan şey sessizliğin kendisi değil, ne anlama geldiğinin bilinmemesi.

Konuşmadan küsmekte, karşı taraf sürekli tahmin yapmak zorunda kalır. “Kızgın mı?”, “Benden tamamen vaz mı geçti?”, “Bir daha konuşacak mıyız?” gibi sorular zihinde döner durur.

Mevcut bilişsel psikoloji araştırmaları, belirsizliğin kaygıyı ciddi biçimde artırdığını gösteriyor. Beyin, net bir olumsuzluğu bile belirsiz bir duruma tercih edebiliyor. Çünkü belirsizlikte tehdit sürekli açık kalıyor.

Bu yüzden konuşmadan küsmek, karşı tarafı sürekli tetikte tutan bir alarm sistemi gibi çalışır. Alarm susmaz, çünkü neyin tehlike olduğu net değildir.

İletişim Biliminde Demand–Withdraw Döngüsü

İletişim literatüründe konuşmadan küsmek çoğunlukla demand–withdraw pattern (talep–geri çekilme döngüsü) içinde ele alınır. Bu döngü, ilişkilerde sık görülen ama en zor kırılan iletişim kalıplarından biridir.

Bir taraf konuşmak, açıklık getirmek, yakınlaşmak ister. Diğer taraf ise geri çekilir, susar, ortamdan uzaklaşır. İlk bakışta bu iki tutum birbirinden çok farklı gibi görünür ama aslında birbirini besler.

Talep eden taraf, sessizlik karşısında daha fazla bastırır. Geri çekilen taraf ise bu baskıyı tehdit olarak algılar ve daha da susar. Böylece bir kısır döngü oluşur.

İletişim bilimci Paul Schrodt’un öncülük ettiği ve onlarca çalışmayı kapsayan analizler, bu döngünün romantik ilişkilerde ilişki doyumunu ciddi biçimde düşürdüğünü göstermektedir. Bu döngüde zaman geçtikçe her iki taraf da kendini anlaşılmamış hisseder.

Kaynak: Paul Schrodt’s research on “the silent treatment”

Neden Bu Döngü Bu Kadar Tehlikelidir?

Çünkü bu döngüde sorunlar çözülmez. Sadece ertelenir. Sessizlik bir çözüm gibi görünür ama aslında ilişki içinde görünmez bir mesafe yaratır.

Ben bunu hep şuna benzetiyorum: Aynı odada duruyorsunuz ama aranıza görünmez bir duvar örülüyor. Konuşulmadıkça bu duvar kalınlaşıyor.

Zamanla taraflar, sorunları konuşmayı tamamen bırakır. Çünkü “nasıl olsa konuşunca da çözülmüyor” hissi yerleşir. İşte bu nokta, ilişkiler için en riskli eşiklerden biridir.

Sponsor

Konuşmadan Küsmek Her Zaman Bilinçli mi?

Hayır. Bu davranış çoğu zaman bilinçli bir strateji olarak başlamaz. Birçok insan konuşmadan küsmenin aslında ne kadar yıkıcı olduğunu fark etmez.

Bazıları için bu, çocuklukta öğrenilmiş bir başa çıkma yoludur. Evde sorunlar konuşulmadıysa, sessizlik normalleşmiş olabilir. Bazıları içinse bu, duygularını ifade edecek kelimelere sahip olmamaktan kaynaklanır.

Ancak niyet ne olursa olsun, sonuç çoğu zaman benzerdir: İletişim kopar, bağ zayıflar.

Konuşmadan Küsmek İlişkileri Nasıl Bitirme Noktasına Getirir?

Konuşmadan küsmek ilk bakışta “küçük” bir davranış gibi görünebilir. Sonuçta ortada bağırma yoktur, hakaret yoktur, büyük bir patlama yaşanmaz. Ama tam da bu yüzden tehlikelidir. Çünkü ilişkiyi bir anda değil, yavaş yavaş bitirir.

Ben bunu hep sızıntı yapan bir boruya benzetiyorum. Ev bir anda su basmaz. Ama kimse fark etmezse, duvarın içi çürür. Konuşmadan küsmek de ilişki içinde böyle çalışır: Sessiz, görünmez ama yıpratıcı.

Güven neden ilk zarar gören şey olur?

Bir ilişkide güven, “Sorun olursa konuşabiliriz” varsayımı üzerine kurulur. Konuşmadan küsmek bu varsayımı ortadan kaldırır. Karşı taraf artık şunu düşünmeye başlar: “Bir sorun çıktığında bana anlatmayacak.”

Bu düşünce, ilişkide sürekli bir tetikte olma hâli yaratır. İnsan kendini rahat bırakamaz. Ne söyleyeceğini, ne yapacağını hesaplamaya başlar. Oysa yakınlık, hesap yapmadan var olabilmektir.

Araştırmalar, güven duygusunun zedelenmesinin ilişkilerde duygusal yakınlığı doğrudan azalttığını göstermektedir. Çünkü güven olmadan samimiyet sürdürülemez.

Duygusal yakınlık nasıl erir?

Konuşmadan küsmek tekrarlandıkça, taraflar birbirine açılmamayı öğrenir. “Nasıl olsa susacak” ya da “nasıl olsa anlatınca bir şey değişmiyor” düşüncesi yerleşir.

Ben burada çok tanıdık bir döngü görüyorum: Önce konuşmak zorlaşır, sonra paylaşmak azalır, en sonunda da birlikte susmak normalleşir. İşte bu nokta, ilişkinin içten içe kopmaya başladığı yerdir.

John ve Julie Gottman’ın uzun yıllara yayılan çift araştırmalarında bu durum stonewalling yani “duvar örme” olarak tanımlanır. Gottman metoduna göre bu davranış, ilişkilerin dağılmasını en güçlü şekilde öngören iletişim biçimlerinden biridir.

Sessizlik neden bağırmaktan daha yıpratıcı olabilir?

Bağıran biriyle tartışabilirsin. Karşı çıkabilirsin. Kendini savunabilirsin. Ama susan biriyle ne yapacağını bilemezsin. Konuşmadan küsmek, karşı tarafı tepkisiz bırakır.

Bu durum kişide zamanla şu duyguyu yaratır: “Benim duygularım görünmez.” İşte bu his, ilişkilerdeki en derin kopuşlardan biridir.

Mevcut psikolojik literatür, uzun süreli görmezden gelinmenin kişinin özsaygısını ve ilişkiye dair değer algısını olumsuz etkileyebileceğini göstermektedir. Bu etki her bireyde aynı şiddette görülmez; ancak yön genellikle benzerdir.

Biriken sorunlar neden patlar?

Sessizlik sorunları çözmez. Sadece erteler. Bugün konuşulmayan konu, yarın başka bir başlık altında geri döner. Üstelik bu sefer daha fazla yükle.

Sponsor

Ben bunu hep bastırılan dosyalara benzetiyorum. Masa temiz görünür ama çekmece dolmuştur. Bir gün o çekmece açıldığında her şey aynı anda dökülür.

İlişkilerde bu patlama anları genellikle “hiç yoktan yere ayrıldık” diye anlatılır. Oysa çoğu zaman yoktan yere değildir; sadece uzun süre konuşulmayan şeylerin toplamıdır.

Konuşmadan küsmek neden alışkanlığa dönüşür?

Çünkü işe yarıyor gibi görünür. Sessiz kalan kişi kısa vadede rahatlar. Tartışmadan kaçınır. Karşı taraf çoğu zaman ilk adımı atar.

Ama bu “işe yarama” hali geçicidir. Uzun vadede ilişki içinde sağlıksız bir güç dengesi oluşur. Bir taraf konuşan, açıklayan, çabalayan olurken; diğer taraf susarak belirleyici hâle gelir.

Araştırmalar, bu tür dengesiz iletişim kalıplarının uzun vadede ilişki doyumunu düşürdüğünü ve kopuş riskini artırdığını göstermektedir.

Gerçek hayattan tanıdık bir senaryo

Bir sorun yaşanır. Sen konuşmak istersin. Karşı taraf susar. Bir gün, iki gün, üç gün… Sen önce anlamaya çalışırsın, sonra kendini suçlarsın, en sonunda da yorulursun.

İşte tam bu noktada bağ kopmaya başlar. Çünkü ilişki artık iki kişi arasında değil, bir kişi ile bir sessizlik arasındadır.

Bu noktadan sonra ne olur?

Taraflar ya tamamen kopar ya da birlikte ama mesafeli bir ilişkiye devam eder. Konuşmadan küsmek burada amacına ulaşmış gibi görünür; ama geride güveni zedelenmiş, bağı zayıflamış bir ilişki bırakır.

Sessizlik kazanmış gibi görünür ama ilişki kaybetmiştir.

İnsanlar Neden Konuşmadan Küser?

Bu davranışı sadece “kötü niyet” ya da “umursamazlık” üzerinden açıklamak çoğu zaman gerçeği ıskalar. Konuşmadan küsmek, sandığımızdan çok daha karmaşık psikolojik köklere sahiptir. Ben bunu genellikle bir savunma mekanizması olarak görüyorum.

Mevcut psikoloji literatürü ve klinik gözlemler, insanların konuşmadan küsmeyi çoğu zaman bilinçli bir strateji olarak değil; öğrenilmiş bir başa çıkma yolu olarak kullandığını gösteriyor.

Çatışma korkusu

Bazı insanlar için çatışma, yalnızca bir fikir ayrılığı değildir. Kontrol kaybı, reddedilme ya da terk edilme tehdidi anlamına gelir. Bu kişiler için sessizlik, kendini korumanın en güvenli yolu gibi hissedilir.

Ancak araştırmalar, çatışmadan kaçınmanın kısa vadede rahatlatıcı olsa da uzun vadede ilişkisel doyumu azalttığını göstermektedir. Yani çatışmadan kaçtıkça, ilişki de kaçınılmaz olarak zayıflar.

Duygusal okuryazarlık eksikliği

Herkes duygularını tanımlamayı öğrenerek büyümüyor. “Kırıldım”, “incindim”, “yalnız hissettim” gibi ifadeler bazı insanlar için erişilemez olabilir. Bu durumda sessizlik, duyguların yerine geçen bir dil haline gelir.

Niyet ifade edememek olabilir ama karşı tarafta oluşan etki çoğu zaman serttir. Çünkü sessizlik, duygu değil; belirsizlik taşır.

Sponsor

Kontrol ve güç dengesi

Bazı durumlarda konuşmadan küsmek, bilinçli ya da bilinçsiz şekilde bir güç aracına dönüşür. Sessiz kalan taraf, ilişkinin ritmini belirler. Ne zaman konuşulacağına, ne zaman normale dönüleceğine o karar verir.

Klinik kaynaklar, bu tür iletişim kalıplarının tekrarlandığında ilişkide eşitsiz bir güç dengesi yarattığını ve duygusal yıpranmayı artırdığını belirtmektedir.

Konuşmadan Küsmek Nasıl Bırakılır?

Burada dürüst olmak lazım: Bu davranış bir günde değişmez. Çünkü çoğu zaman alışkanlıktır. Ama imkânsız da değildir.

Önce davranışı fark etmek

İlk adım şudur: “Ben susarak ne yapıyorum?” Bu soru, suçlayıcı değil; farkındalık yaratıcı olmalıdır. Sessizlik gerçekten sakinleşmek için mi, yoksa kaçmak için mi kullanılıyor?

Sessizliği çerçevelemek

Araştırmalar, belirsizliğin kaygıyı artırdığını net biçimde gösteriyor. Bu yüzden tamamen susmak yerine sessizliği çerçevelemek çok kritiktir.

“Şu an konuşamayacağım ama bu konu benim için önemli” demek, ilişkiyi koruyan bir sınırdır. Sessizliği bir ceza olmaktan çıkarır, bir mola haline getirir.

Zaman ve niyet belirtmek

“Sonra konuşuruz” belirsizdir. “Akşam konuşalım” ise güven verir. Küçük gibi görünen bu fark, karşı tarafın zihnindeki alarmı susturur.

Duyguyu davranıştan ayırmak

“Şu an kızgınım” demek, “yoksun” demekten çok daha az yaralayıcıdır. Duyguyu adlandırmak, sessizliğin taşıdığı tehdit algısını azaltır.

Konuşmadan Küsmek Yerine Sağlıklı Sessizlik Mümkün mü?

Evet, mümkün. Ama bunun için niyetin ve çerçevenin açık olması gerekir. Sağlıklı sessizlik, ilişkiden kaçmak için değil; ilişkiyi korumak için kullanılır.

Araştırmalar, ilişkilerde sorunların varlığından çok, bu sorunların nasıl ele alındığının belirleyici olduğunu göstermektedir. Yani mesele susmak değil; susarken ilişkiyi dışarıda bırakıp bırakmamaktır.

Sonuç: Sessizlik Bazen En Yüksek Sesle Konuşur

Konuşmadan küsmek ilk bakışta zararsız, hatta olgun bir davranış gibi görünebilir. Ama mevcut bilimsel bulgular, bunun ilişkilerde güveni aşındıran, duygusal bağı zayıflatan ve zamanla kopuşa zemin hazırlayan bir alışkanlık olduğunu açıkça ortaya koyuyor.

İlişkileri ayakta tutan şey, hiç sorun yaşamamak değildir. Sorun yaşandığında ortadan kaybolmamaktır. Konuşmadan küsmek, bu kayboluşun en sessiz hâlidir.

Benim buradan çıkardığım en net sonuç şu: Sessizlik, doğru kullanıldığında bir mola olabilir. Yanlış kullanıldığında ise konuşulmayan ama her şeyi anlatan bir vedaya dönüşür.

Eğer uzun vadeli bir bağ istiyorsan, sessizliği bir silah gibi değil; dikkatle kullanılan bir araç gibi görmen gerekir. Çünkü ilişkiler, sustuklarımızla değil; konuşabildiklerimizle ayakta kalır.


Bu sessizlik sana da tanıdık geliyorsa, yazıyı sonuna kadar oku. Belki de ilişkilerde fark yaratacak yer tam burasıdır.

Sponsor

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İlginizi Çekebilir

Başa dön tuşu

Reklam Engelleyici Algılandı

Lütfen reklam engelleyicinizi devre dışı bırakarak bizi desteklemeyi düşünün!