Psikoloji

Feminen Erkek Ne Demektir? Psikolojik, Toplumsal ve Kültürel Boyutlarıyla “Kadınsı Erkek” Meselesi

Feminen erkek ne demektir? Psikolojik, toplumsal ve kültürel yönleriyle feminen erkek kavramını sade ve samimi bir dille anlattık.

“Feminen erkek ne demektir?” sorusu, kulağa basit geliyor gibi… ama içine girince, adeta matrushka bebek gibi: birini açıyorsun, içinden bir tane daha çıkıyor. Çünkü konu sadece “stil” ya da “davranış” değil; tarih, psikoloji, toplum, medya, hatta devlet politikalarına kadar uzanıyor.

Ben bu metni yazarken ilk aklıma gelen şey şuydu: Bir erkeğin “kadınsı” sayılan bir özelliği göstermesi, neden hâlâ bu kadar büyük mesele olabiliyor? Düşünsene… Sadece duygunu belli ettin diye, ya da kıyafetine renk kattın diye, bir anda “erkeklik kulübünden” atılıyorsun. Garip, değil mi?

Feminen Erkek Ne Demektir? Tanımın En Net Hali

Feminen erkek, en basit haliyle, bir erkek bireyin toplumun kadınlarla özdeşleştirdiği özellikleri, davranışları ya da rolleri sergilemesi demek. Yani “geleneksel erkeklik” kutusuna sığmayan, daha çok “kadınsı” diye etiketlenen tavırları veya görünümü benimseyebilen erkeklerden bahsediyoruz.

Mesela ne olabilir? Duygularını açıkça anlatmak, daha narin ya da şefkatli davranmak, estetikle daha çok ilgilenmek… Ya da dış görünüşte takı kullanmak, renkli kıyafetler giymek, makyajla oynamak. Toplumun “kadınlara daha çok yakıştırdığı” şeylerin bir erkeğin üzerinde görünmesi, onu insanların gözünde “feminen erkek” kategorisine itebiliyor.

Burada en kritik nokta şu: Bu mesele biyolojik cinsiyetten bağımsız bir cinsiyet ifadesi meselesi. Yani bir erkeğin feminen tavırlar sergilemesi, onun cinsel yönelimini otomatik olarak belirlemez. (Evet, bunu özellikle söylüyorum çünkü toplumun kafası bu noktada çok hızlı “kestirme yol” bulmayı seviyor.)

Sponsor

Şunu netleştirelim: kadınsılık/erkeksilik ile heteroseksüellik/eşcinsellik aynı şey değil. Tarihte ve günümüzde feminen kabul edilen erkekler sıkça “eşcinsel” diye damgalansa da bu iki konu farklı kulvarlarda ilerliyor.

İsim Meselesi: “Efemine” Nedir, “Kadınsı Erkek” Ne Demek?

Toplumlar bu kavrama bir sürü isim takmış. İngilizcede “effeminate” (efemine) kelimesi yaygın. Argo dilde ise daha sert ve aşağılayıcı ifadeler de kullanılıyor. Türkçede günlük konuşmada “kadınsı erkek” denebiliyor; bazen de maalesef erkeklik-kadınlık kalıplarının ne kadar katı olduğunu gösteren, küçümseyici etiketler dolaşıma giriyor.

Ben burada özellikle şuna dikkat çekmek istiyorum: Bu aşağılayıcı etiketler, aslında tek bir kişiyi değil, koca bir düşünce sistemini anlatıyor. Yani “erkek şöyle olmalı, kadın böyle olmalı” diye kafamızda beton gibi duran kalıpları… Feminen erkekler de tam bu kalıba uymadıkları için tarih boyunca önyargı ve ayrımcılığa daha açık hale gelmiş.

Bir yerde “Feminen Erkek Ne Demektir?” sorusunu soruyorsan, bir yandan da şunu soruyorsun demektir: “Bu toplum neden bazı davranışları ‘erkeklere yasak’ gibi görüyor?”

Kaynak: Efeminelik – Vikipedi.

Psikolojik Boyut: Feminen Erkek Olmak Kişiliği Nasıl Etkiler?

Şimdi işin psikoloji tarafına geçelim. Çünkü “Feminen Erkek Ne Demektir?” sorusunun arkasında, çocukluktan başlayan bir eğitim/koşullandırma hikâyesi var.

Çocukken “erkek çocuğu”na öğretilen şeyleri düşün: “Erkek dediğin ağlamaz.” “Erkek dediğin güçlü olur.” “Nazik konuşma, kız gibi olma.” Bu cümleleri hayatında en az bir kez duymuş olma ihtimalin… çok yüksek. Ve bu telkinlerin ortak noktası şu: Duygusal, nazik, kırılgan olmayı “yasak bölge” gibi gösteriyorlar.

Hal böyle olunca, feminen özelliklere sahip bir erkek çocuk (ya da yetişkin) doğal olarak iki arada kalabiliyor: Bir yanda kendi doğallığı, diğer yanda toplumun “erkeklik sınavı”. Peki bu ne anlama geliyor? Şu anlama geliyor: İnsanın kendisi olma hakkı, bazen “erkekliğini kanıtlama baskısı” yüzünden pazarlık konusu haline geliyor.

Eski Yaklaşımlar: “Erkek, dişil olandan uzak durmalı” fikri nereden geliyor?

Psikoloji tarihinde, özellikle daha eski dönemlerde, erkek kimliğinin oluşumunu “annelik/kadınsılık”tan kopma ve “babayla özdeşim kurma” üzerinden okuyan yaklaşımlar yaygındı. Bu bakış açısında, erkekliğin “doğal parçası” sanki kadınsılıktan mesafe almakmış gibi anlatıldı.

Benim bu noktada içim biraz burkuluyor açıkçası. Çünkü bu tür okumalar, feminen özellikler taşıyan erkeği çoğu zaman “sapma” ya da “gelişimsel sorun” gibi görmeye meyledebiliyor. Yani mesele insanın çeşitliliği değil de, “doğru erkeklik standardı”nı tutturamamasıymış gibi bir atmosfer oluşuyor.

Sponsor

Çağdaş Yaklaşımlar: Bem ve “iki ayrı boyut” fikri

Günümüz psikolojisi burada daha esnek, daha çok boyutlu bir yerden bakıyor. Mesela Sandra Bem’in geliştirdiği yaklaşımda maskülenlik (erkeksilik) ve feminenlik (kadınsılık) tek bir çizginin iki ucu gibi değil; iki ayrı boyut gibi ele alınıyor.

Yani bir insan aynı anda hem feminen özelliklerde yüksek, hem maskülen özelliklerde yüksek olabilir. Ya da ikisinde de düşük olabilir. (Evet, insan dediğin tek tuşlu bir karakter değil; daha çok klavye gibi. Bir sürü tuş var.)

Bu yaklaşımda empati, şefkat, duygusallık gibi daha “ifade edici” özellikler feminen; atılganlık, liderlik, rekabet gibi daha “araçsal” özellikler maskülen diye tanımlanıyor. Ama kilit cümle şu: Bu özelliklerin tamamı aslında her insanda bulunabilir.

Bem’in dikkat çektiği bir diğer konu da “androjen” (çift yönlü/karma) kişilik yapısı. Yani sadece “sert” ya da sadece “narin” olmak yerine, ikisini de dengeli taşıyabilen bireylerin daha uyumlu olabileceği fikri. Düşünsene… Hem gerektiğinde şefkatli olabilen, hem gerektiğinde iddialı durabilen bir erkek; aslında hayatta daha fazla “alet çantası” taşıyor gibi. Tek tornavidayla her işi yapmaya çalışmıyorsun.

Kaynak: Bem Sex-Role Inventory – Wikipedia.

Kişilik Özellikleri: Feminen özellikler “patoloji” midir?

Burada çok net konuşayım: Feminen özellikler sergilemek bir hastalık falan değil. Bazı erkeklerde dışa dönük duygusallık, estetik duyarlılık, yüksek empati, anlaşılma ihtiyacı daha belirgin olabilir. Bu, kişilik çeşitliliği.

Big Five (Beş Büyük) kişilik yaklaşımı üzerinden düşünürsek; “Uyumluluk” ve “Duygusal Açıklık” gibi boyutlar toplum tarafından “feminen” diye etiketlenebiliyor ve bazı erkekler bu boyutlarda daha yüksek olabiliyor. Bu durumun kendisi problem değil.

Problem nerede başlıyor biliyor musun? Toplumun “erkeklik normları” devreye girdiğinde. O zaman feminen yönleri olan erkekler, cinsiyet rolü stresi yaşayabiliyor. Yani “Ben böyleyim ama böyle olmamam gerekiyor” gibi içsel bir gerilim. Bu gerilim de özsaygıyı kemirebiliyor; depresyon, kaygı gibi zorluklara zemin hazırlayabiliyor.

Bir de şu var: Erkeklerin terapiye gitmesi, duygusal destek araması bile bazı çevrelerde “zayıflık” diye damgalanabiliyor. Bu da ayrı bir ironi: Duygularını bastır, ama sonra niye iyi değilsin? E iyi olmayınca da “neden yardım istiyorsun?” diyorlar. Kısır döngü resmen.

Kaynak: Sosyal Psikolojik Açıdan Erkeksilik/Erkeklik Çalışmaları (PDF).

Buraya kadar özetle şunu gördük: “Feminen Erkek Ne Demektir?” sorusu, psikolojik açıdan bize şunu anlatıyor: Toplumsal cinsiyet rolleri, insanın kendi doğallığını yaşamasını kolaylaştırabilir de, zorlaştırabilir de. Eski teoriler daha katıydı; yeni yaklaşımlar ise çeşitliliği daha gerçekçi kabul ediyor.

Toplumsal Boyut: Toplumsal Cinsiyet Rolleri ve Feminen Erkeklere Yaklaşım

Şimdi asıl “yangın yeri” olan yere geldik: toplum. Çünkü “Feminen Erkek Ne Demektir?” sorusunun cevabını sadece bireyin içinde ararsan, resmin yarısını kaçırırsın. Diğer yarısı, toplumun erkekliği nasıl tanımladığıyla ilgili.

Toplumlarda erkeklik çoğu zaman kadınsılığın karşıtı olarak inşa ediliyor. Yani erkeklik sanki “kadın olmamak” üzerine kurulmuş gibi. Bu yüzden de kadınsılığa dair en ufak bir çağrışım bile, bazı çevrelerde erkek için “itibar kaybı” sayılabiliyor. Düşünsene… İnsan sırf şefkatli davrandı diye statü kaybediyor. Bildiğin tuhaf bir oyun bu.

Hegemonik Erkeklik: “Güçlü, sert, duygusuz” kalıbı

Sosyolojide “hegemonik erkeklik” denen bir şey var. Kulağa akademik geliyor ama aslında günlük hayatta çok tanıdık: güçlü, sert, duygularını göstermeyen, “mert” görünen erkek modelinin ideal kabul edilmesi.

Bu modelin içine girmeyen erkekler ne oluyor? Hiyerarşide aşağı itiliyor. Yani feminen erkekler, “erkeklik yarışında” sanki otomatikman eksi puanla başlıyormuş gibi.

Sponsor

Hatta toplumsal söylemde erkekliğin “altın” kurallarından birincisinin “No sissy stuff” (asla kadınsı şeyler yapma) diye özetlenmesi boşuna değil. Mesaj net: “Kadınlarla ilişkilendirilen en ufak şeye yaklaşma.”

Ben bunu yazarken şunu düşündüm: Kadınsı sayılan şeyler niye bu kadar “değersiz” görülüyor ki? Çünkü bir erkeğin kadınsı bir özellik taşıması, aslında kadınlığa bakışın da ne kadar aşağıda konumlandığını ele veriyor.

Ayrımcılık ve Dışlanma: “Kız gibi” lafının yükü

Feminen erkekler toplumsal yaşamda ayrımcılık ve dışlanma riskiyle sıkça karşılaşıyor. Özellikle okul ortamlarını düşün: çocuklar ve gençler acımasız olabiliyor. Kadınsı davranan bir erkek, alay, zorbalık, taciz gibi muamelelerin hedefi olabiliyor.

Bir araştırmada (Malezya’da 122 erkek üniversite öğrencisiyle yapılan çalışma) feminen özellikler gösteren erkeklerin sosyal yaşamın bazı alanlarında kısmen dışlandığı; özellikle ekonomi ve arkadaşlık alanlarında zorlandığı, aile içi duygusal kabulde ise tamamen dışlanmadığı gibi bulgular raporlanmış. Yani “tamamen yok sayma” olmayabiliyor ama sosyal hiyerarşide sürtünme yaratabiliyor.

Kaynak: Feminen erkeklik ve sosyal dışlanma üzerine çalışma (PDF).

Bizde de “kız gibi” ifadesi ne yazık ki günlük dilde aşağılayıcı bir cümle gibi yerleşmiş durumda. Bu ifade tek başına bile şunu söylüyor: “Kadınsılık, aşağı bir şey.” Ve bu aşağılamadan feminen erkekler de payını alıyor.

“Feminen = Eşcinsel” Varsayımı: Kafaların kestirme yolu

Toplumun feminen erkeklere bakışı çoğu zaman önyargılarla yüklü. Bu önyargılardan en yaygını şu: “Feminen tavır varsa kesin eşcinseldir.”

Halbuki eşcinsel erkeklerin önemli bir kısmı feminen değildir; heteroseksüel erkeklerin de bir kısmı feminen olabilir. Ama popüler kültür yıllarca “eşcinsel erkek = kadınsı erkek” klişesini pompaladığı için, insanlar işi kestirme bağlamayı seviyor.

Sonuç ne oluyor? Feminen heteroseksüel erkekler bile homofobik tutumların hedefi olabiliyor. “Acaba eşcinsel misin?” sorusu, bazı insanların dilinde masum bir merak değil; resmen bir “seni köşeye sıkıştırma” aracı gibi çalışabiliyor.

İşin kötü tarafı, norm dışına çıkan her davranışta toplumun “ceza mekanizması” devreye giriyor: dışlama, damgalama, dalga geçme…

Ahlaki Panik: Feminen erkeklik nasıl “milli mesele” yapılabiliyor?

Bazı toplumlarda feminen erkeklik, neredeyse bir “ahlaki panik” konusu haline getiriliyor. Yani “toplum elden gidiyor” alarmı gibi… Erkeklerin feminenleşmesi bazen “kriz”, “tehdit” diye sunulabiliyor.

Malezya ve Pakistan gibi ülkelerde yapılan bazı tartışmalarda bunun “ulusal güvenliğe tehdit” gibi çerçevelendiği örnekler var. Benzer şekilde Rusya veya Orta Doğu’daki tutucu çevrelerde de erkeklerin geleneksel rollere uymaması “toplumsal yapıya saldırı” gibi görülüyor.

Bu yaklaşımın tehlikesi şu: Ayrımcılığı meşrulaştırıyor. “Biz onları dışlıyoruz çünkü toplumun iyiliği” gibi bir bahane üretiyor.

Modern şehirler ve genç kuşak: “Erkekler ağlamaz” yargısı çatlıyor mu?

İyi haber de var: Modern zamanlarda büyük şehirlerde ve genç kuşaklar arasında daha kabul edici bir tutum gelişmeye başladı. “Erkekler ağlamaz, makyaj yapmaz, nazik konuşmaz” gibi katı yargılar, en azından bazı çevrelerde sorgulanıyor.

Feminist hareketin de etkisiyle toplumsal cinsiyet eşitliği tartışmaları büyüdü. Erkeklerin duygusal olabilmesi, bakım yapabilmesi, estetikle ilgilenebilmesi; yani “kadınsı” diye etiketlenen yönlerini sahiplenmesi gerektiği fikri daha görünür hale geldi.

Sponsor

Onur Yürüyüşleri gibi etkinliklerde taşınan sloganlar da aslında bir meydan okuma: “Norm dışıyız ve buradayız.” Bu söylemler, feminen erkeklerin de toplumun parçası olduğunu vurguluyor.

Çifte Standart: “Cam tavanın erkek versiyonu”

Yine de bugün bile feminen erkeklere karşı çifte standart sürüyor. Mesela iş hayatında veya politikada kadınsı tavırlı bir erkek, maskülen meslektaşlarına kıyasla daha az liderlik potansiyeliyle değerlendirilebiliyor.

Bu bana “cam tavanın erkek versiyonu” gibi geliyor: Erkek olmasına rağmen “yeterince erkek gibi” davranmayanlar, erkek ayrıcalığından tam yararlanamıyor. Yani erkek olmanın sağladığı bazı avantajlar, “maço kodları”na uymazsan otomatikman buharlaşıyor.

Bir de ilişkiler tarafı var. Bazı araştırmalar, toplumsal baskılar nedeniyle “fazla feminen” erkeklerin romantik partner olarak daha az çekici bulunabildiğini öne sürüyor. Burada mesele şu: Kadınların bireysel tercihinden ziyade, toplumun “çekici erkek = sert, dominant” diye dayattığı kalıp çalışıyor.

Bu herkese uyan bir gerçek değil tabii; ama bu algının var olması bile feminen erkeklerin “ciddiye alınma” meselesini etkileyebiliyor. Yani hem erkek grupları içinde dışlanma, hem de romantik alanda yanlış anlaşılma gibi çift taraflı bir baskı doğabiliyor.

Toplumsal Özet: Asıl mesele kadınsılığın değersiz görülmesi

Toplumsal düzlemde feminen erkek kavramı, norm ihlali gibi algılandığı için tarihsel olarak hor görülmüş, dalga konusu yapılmış ya da görünmez kılınmış. Ama değişen değerler, bu tabloyu sorgulatmaya başladı.

Burada kilit cümle şu: Feminen erkeklere yönelik önyargının kökünde, kadınsı özelliklerin değersiz görülmesi yatıyor. Yani “kadın gibi” olmak aşağı sayıldığı için, erkek de kadınsı bir şey yaptığında statü kaybı yaşıyor gibi algılanıyor.

Toplumsal cinsiyet eşitliği sadece kadınların güçlenmesi değil; aynı zamanda erkeklerin de “kadınsı” yönlerini özgürce yaşayabilmesiyle mümkün. Bence bu cümle, “Feminen Erkek Ne Demektir?” sorusunun toplumsal cevabının özeti gibi.

Kültürel ve Tarihsel Arka Plan: Farklı Kültür ve Dönemlerde Feminen Erkek

Şunu en baştan söyleyeyim: “Feminen erkek” dediğimiz şey, modern dünyanın uydurduğu yeni bir kavram falan değil. Aksine, insanlık tarihi boyunca farklı şekillerde var olmuş, sadece her dönemde farklı tepkilerle karşılanmış.

Yani mesele şu: Bir erkeğin “kadınsı” sayılması, evrensel ve değişmez bir gerçek değil. Tam tersine, tamamen bağlama, kültüre ve zamana göre şekillenen bir algı. Bugün sana “fazla feminen” denilen bir davranış, 300 yıl önce gayet normal hatta hayranlık uyandırıcı olabiliyordu.

“Feminen Erkek Ne Demektir?” sorusunun tarihsel cevabını ararken, aslında şunu görüyoruz: Erkeklik denen şey, sandığımızdan çok daha oynak bir kavram.

Antik Yunan ve Roma: Erkeklik = Kendine Hakimiyet

Antik Yunan ve Roma dönemlerinde erkeklik son derece değerliydi ama bugünkü anlamıyla “estetikten uzak” değildi. Yine de kadınsılıkla ilişkilendirilen davranışlar ciddi biçimde aşağılanıyordu.

Roma’da cinaedus diye bir kelime vardı. Bu terim hem feminen erkekleri hem de erkeklerle ilişkide pasif rol alanları aşağılamak için kullanılıyordu. Yani burada feminenlik, sadece estetik bir mesele değil; ahlaki ve politik bir sorun gibi görülüyordu.

Romalı yazar Quintilianus, bir erkeğin alımlı yürümesini, vücut kıllarını almasını, kadın giysileri giymesini “yumuşaklık” ve “gerçek erkek olmama” işareti sayıyordu. Cicero ise acı karşısında ağlamayı bile “effemine” olmakla eş tutuyordu. Düşünsene… Yas tutarken bile “erkekliğini koru” baskısı var.

Antik dünyada erkeklik, büyük ölçüde “kendini kontrol edebilme” ile eşleştiriliyordu. Kadınsılık ise denetimsizlik, zayıflık ve aşırılık olarak kodlanıyordu. Bu yüzden bakımlı, süslü erkekler sadece “zevk düşkünü” değil; neredeyse “toplum için risk” gibi görülüyordu.

Sponsor

Kaynak: Effeminacy – Wikipedia.

Avrupa’da Züppe Erkekler: Dandy ve Fop Meselesi

Ortaçağ ve Yeniçağ Avrupa’sında da erkekliğin sınırları net çizilmişti. Ama 17. ve 18. yüzyılda ilginç bir kırılma yaşandı. Avrupa’da dandy ya da fop denen, modaya düşkün, süslü giyinen erkek tipleri ortaya çıktı.

Bu erkekler peruk takıyor, yüzlerini pudralıyor, dantel giysiler giyiyordu. Bugün bakınca “fazla feminen” diyeceğimiz bu görünüm, aslında dönemin aristokrat erkekliği için bir statü göstergesiydi.

Ne var ki muhafazakâr kesimler bu trendden hiç hoşlanmadı. “Erkekler kadınlaştı, yarın savaş çıkarsa kim ülkeyi savunacak?” gibi cümleler broşürlerde dolaşmaya başladı. Tanıdık geliyor mu? Bugün de benzer argümanları duyuyoruz.

Victoria dönemiyle birlikte Avrupa’da ibre tekrar sert bir maskülenliğe döndü. Duygusal, zarif, estetik olan her şey küçümsendi. Feminen erkeklik neredeyse “ahlaki sapma” gibi kodlandı.

Kaynak: 500 Years of the Model Man – Dr. Alun Withey.

Osmanlı ve Doğu Kültürleri: Çelişkili Bir Hoşgörü

Doğu kültürlerinde tablo daha karmaşık. Mesela Osmanlı’da köçekler vardı. Genç erkek dansçılar kadın kıyafetleri ve makyajla sahne alırdı. Bu feminen ifade biçimi eğlence bağlamında hoşgörülüyordu ama gündelik hayatta aynı hoşgörü geçerli değildi.

Osmanlı sarayında hadım edilmiş, kadınsı görünümlü erkekler de vardı. Bunlar adeta “üçüncü bir kategori” gibi görülüyordu. Yani feminen erkeklik kabul ediliyordu ama sınırları çok netti.

Güney Asya’da ise Hindistan’daki Hijra geleneği dikkat çekici. Doğuştan erkek olup kadın kimliği benimseyen bu topluluklar, yüzyıllardır toplumun bir parçası. Devlet tarafından üçüncü cinsiyet olarak tanınmaları da bunun devamı.

Kızılderili bazı kabilelerde ise “two-spirit” (iki ruhlu) bireyler kutsal kabul edilirdi. Hem kadın hem erkek rolleri üstlenebilen bu kişiler, topluluk içinde saygı görürdü. Yani feminen erkeklik bazen mistik ve özel bir statüyle ilişkilendirilebiliyordu.

Japonya ve Kore: Estetik Erkeklik Meselesi

Uzak Doğu’da erkeklik estetiği Batı’dan oldukça farklı bir yerde duruyor. Japonya’da bishōnen yani “güzel oğlan” kavramı var. Androjen, narin yüzlü genç erkekler edebiyatta, sanatta idealize ediliyor.

Kabuki tiyatrosunda kadın rollerini erkek oyuncuların oynaması yadırganmıyordu. Modern Japon pop kültüründe de bu estetik devam etti; anime, manga ve J-Pop’ta feminen erkek figürleri oldukça yaygın.

Kore’de ise “çiçek erkek” (kkonminam) kavramı özellikle K-Pop sayesinde ana akım hale geldi. Pürüzsüz cilt, makyaj, stil sahibi erkekler artık gençler için rol model.

Batıdan bakınca “fazla feminen” görünen bu imaj, Doğu Asya’da “özenli, estetik, çekici erkek” olarak algılanabiliyor.

Kaynak: Bishōnen – Wikipedia.

Sponsor

Tarihsel Özet: Feminen erkeklik bağlama göre şekillenir

Tarih bize şunu net biçimde gösteriyor: Feminen erkeklik her zaman vardı. Ama savaşçı, patriyarkal dönemlerde sert biçimde bastırıldı; sanatın, estetiğin veya mistik inanışların güçlü olduğu dönemlerde ise sınırlı da olsa alan buldu.

Bugün küreselleşme sayesinde bu farklı tarihsel anlayışlar birbirine karışıyor. Genç kuşaklar, geçmişte “anormal” sayılan birçok ifade biçimini sorguluyor.

Yani “Feminen Erkek Ne Demektir?” sorusu aslında biraz da şunu soruyor: “Biz hangi tarihsel erkeklik hikâyesini yaşamaya devam ediyoruz?”

Medya ve Popüler Kültürde Feminen Erkek Temsilleri

Medya dediğimiz şey aslında toplumun hem aynası hem de megafonu. Yani bir yandan “toplum ne düşünüyorsa onu gösteriyor”, diğer yandan da “bak böyle düşünmen lazım” diye bize fısıldıyor. O yüzden feminen erkeklerin medya ve popüler kültürde nasıl temsil edildiği, meselenin belki de en kritik noktalarından biri.

Ben bu bölümü yazarken şunu düşündüm: Eğer bir çocuk, gençliğinde ekranda feminen erkekleri sadece “alay edilen” ya da “kötü” karakterler olarak görüyorsa, kendi feminen yanlarını nasıl kabullensin?

Eski Sinema ve Televizyon: Karikatürize Edilen Feminen Erkek

Popüler kültürün geçmişine baktığımızda, feminen erkeklerin çoğu zaman karikatür gibi çizildiğini görüyoruz. Tiz sesle konuşan, aşırı jest yapan, dedikoducu, moda düşkünü ama derinliği olmayan yan karakterler… Tanıdık geliyor mu?

Hollywood’un altın çağından 1990’lara kadar, feminen ya da eşcinsel erkek karakterler genellikle iki rolde sıkıştı: Ya komedi unsuru oldular (kılıbık koca, “komik arkadaş” tipi) ya da güvenilmez, sinsi, kötücül figürler olarak resmedildiler.

Özellikle Disney filmlerindeki bazı kötü karakterleri düşün: Jafar, Scar… İnce jestler, feminen mimikler, estetik ama “tehlikeli” bir hava. Bu temsil kalıbına “sissy villain” deniyor. Yani “kadınsı olduğu için kötü” iması. Çocukların zihnine çok erken yaşta ekilen bir denklem bu.

Kaynak: Gay Stereotypes in Media: A Masculine Critique.

Müzik ve Moda: Kuralları Bozan Erkekler

İşin ilginç tarafı şu: Sinema ve diziler feminen erkekleri uzun süre “gülünecek” ya da “korkulacak” figürler olarak sunarken, müzik ve moda dünyası tam tersine bu sınırları zorlayan bir alan oldu.

1970’lerde Glam Rock sahnesine çıkan David Bowie, Marc Bolan gibi isimler; makyajlı yüzleri, parlak kostümleri, androjen sahne imajlarıyla resmen “erkeklik böyle olmak zorunda değil” dedi. Bowie’nin Ziggy Stardust karakteri, cinsiyet normlarına açık bir meydan okumaydı.

1980’lerde Boy George, Prince gibi sanatçılar feminen ve androjen stilleriyle ana akıma girdi. Prince’in hem maskülen hem feminen enerjiyi aynı anda taşıması, bugün hâlâ örnek gösteriliyor.

2000’lere gelindiğinde ise “metroseksüel erkek” kavramı ortaya çıktı. Heteroseksüel ama bakımlı, modaya ilgili, estetikle barışık erkekler… David Beckham bu akımın sembolüydü. Bu kavram, feminenliğin en azından “bakım” kısmını topluma biraz daha kabul ettirdi.

Televizyon ve Dijital Platformlar: Daha Gerçekçi Karakterler

Son yıllarda televizyon dizileri ve dijital platformlar, feminen erkek temsillerinde nispeten daha iyi bir noktaya geldi. Özellikle Netflix gibi platformlarda karakterler daha çok boyutlu yazılmaya başlandı.

Queer Eye buna iyi bir örnek. Programda feminen tavırlı erkekler “komik yan karakter” değil; stil, bakım, empati ve yaşam bilgisi konusunda uzman figürler olarak karşımıza çıkıyor. Yani feminenlik, bir eksiklik değil; bir yetkinlik gibi sunuluyor.

Sponsor

Sex Education dizisindeki Eric karakteri de benzer şekilde güçlü bir temsil. Renkli giyinen, feminen, duygusal ama aynı zamanda cesur ve derin bir karakter. İzleyici onu sadece “farklı” olduğu için değil, insani yönleriyle seviyor.

Bu tür temsillerin önemi büyük. Çünkü yeni nesil, feminen erkekliğin tek bir kalıba sıkışmadığını bu sayede görebiliyor.

Ana Akım Sorunu: Süper Kahramanlar Neden Hep Maço?

Her şey güllük gülistanlık mı? Değil. Hâlâ ana akım sinemada, özellikle aksiyon ve süper kahraman evrenlerinde feminen özelliklere sahip bir erkek kahraman görmek neredeyse imkânsız.

Kaslı, sert, duygularını bastıran, tek başına dünyayı kurtaran erkek modeli hâlâ baskın. Feminen özellikler taşıyan bir erkek karakter varsa, çoğu zaman yan rolde ya da mizah unsuru olarak kalıyor.

Bu da şunu gösteriyor: Maskülenlik hâlâ “liderlik” ve “kahramanlık” ile eşleştiriliyor. Feminenlik ise ana hikâyenin merkezine pek yaklaştırılmıyor.

Sosyal Medya: Oyunu Değiştiren Alan

Sosyal medya bu hikâyede ciddi bir kırılma yarattı. Çünkü artık feminen erkekler temsil edilmek için büyük yapımcıların kapısını çalmak zorunda değil. Kendi kameralarını açıp kendilerini anlatabiliyorlar.

YouTube, Instagram, TikTok gibi platformlarda makyaj vlogları çeken, moda tüyoları veren, feminen estetikle içerik üreten birçok erkek influencer ortaya çıktı. Jeffree Star, Bretman Rock gibi isimler milyonlarca takipçiye ulaştı.

Bir de “femboy” alt kültürü var. Özellikle TikTok’ta “Femboy Friday” gibi trendlerle genç erkekler kadınsı kıyafetlerle fotoğraf ve videolar paylaşarak kendi topluluklarını oluşturdu.

Bence burada çok önemli bir psikolojik kırılma yaşanıyor: Genç bir erkek, feminen bir şey yaptığında artık “yalnız” hissetmiyor. Çünkü internet ona şunu söylüyor: “Dünyada senin gibiler var.”

Medya Özeti: Temsil Artıyor ama Mücadele Bitmedi

Medya ve popüler kültürde feminen erkek temsilleri geçmişe kıyasla daha çeşitli ve görünür. Ancak klişeler tamamen ortadan kalkmış değil.

Bir yanda hâlâ tek boyutlu stereotipler var; diğer yanda ise giderek güçlenen, saygın ve derin feminen erkek karakterler… Hangisinin baskın hale geleceği, biraz da bu temsilleri nasıl tükettiğimize bağlı.

Uzmanlar, medyada temsil çeşitliliğinin gerçek hayattaki tutumları doğrudan etkilediğini söylüyor. Yani ekranda gördüğümüz her güçlü feminen erkek karakter, gerçek hayatta birinin kendini daha az “yanlış” hissetmesine katkı sağlayabiliyor.

Global Yaklaşım: Farklı Bölgelerde Feminen Erkek Algısı

Şimdi biraz dünyaya açılalım. Çünkü “Feminen Erkek Ne Demektir?” sorusu, ülkeden ülkeye bambaşka cevaplar alabiliyor. Aynı davranış bir yerde “özgünlük” diye alkışlanırken, başka bir yerde “tehdit” olarak görülebiliyor. Evet, kelimenin tam anlamıyla tehdit.

Bu bölümde ABD, Avrupa ve Asya’ya bakarken şunu aklımızda tutalım: Burada mesele sadece bireyler değil; devletler, medya düzenlemeleri, kültürel korkular ve kuşak çatışmaları da işin içinde.

ABD (Amerika Birleşik Devletleri): Kültürel Savaş Alanı

Amerikan kültüründe erkeklik uzun yıllar sert maskülen kodlarla tanımlandı. “Erkek adam ağlamaz”, “pembe giymez”, “mutfak işi yapmaz” gibi klişeler burada da çok güçlüydü. Hatta 20. yüzyıl ortasında Amerikalı sosyologlar erkekliği tek bir cümleyle özetliyordu: No Sissy Stuff! (Kılıbıklık yok!)

Bu yüzden feminen erkekler özellikle okul çağında yoğun zorbalığa maruz kaldı. “Sissy” etiketi, ABD’de erkek çocukları için yıllarca en ağır aşağılamalardan biri oldu. Sporla ilgilenmeyen, kız arkadaşlarıyla vakit geçiren ya da duygusal davranan erkek çocuklar kolayca hedefe kondu.

Feminen erkek algısı, ABD’de uzun süre LGBT kimliğiyle iç içe düşünüldü. “Effeminate” kelimesi çoğu zaman eşcinsel erkekler için örtük bir kod olarak kullanıldı. Hatta 1940–50’lerdeki McCarthy döneminde, “feminen tavırlı” memurlar bile eşcinsel oldukları varsayılarak işlerinden atıldı.

Yine de ABD tek parça bir toplum değil. Sanat çevreleri, Broadway, bohem metropoller gibi alanlarda feminen erkekler her zaman daha görünür ve kabul edilir oldu.

Günümüzde ise tablo iyice bölünmüş durumda. Bir yandan toksik maskülinite eleştiriliyor; Amerikan Psikologlar Birliği, geleneksel erkeklik normlarının ruh sağlığına zarar verdiğini açıkça dile getiriyor. Öte yandan muhafazakâr kesimlerde feminen erkek imajı hâlâ büyük tepki çekebiliyor.

Harry Styles’ın bir dergi kapağında elbise giymesi üzerinden kopan tartışmaları hatırla. Kimileri bunu “özgürlük” diye alkışladı, kimileri ise “erkeklik elden gidiyor” diye isyan etti. ABD’de feminen erkeklik, tam anlamıyla bir kültür savaşı başlığı.

Kaynak: American Psychological Association & Masculinity Tartışması.

Avrupa: Özgürlük ile Gelenek Arasında

Avrupa, toplumsal cinsiyet eşitliği konusunda genelde daha ilerici kabul ediliyor. Özellikle Kuzey ve Batı Avrupa’da erkeklik rolleri ciddi biçimde esnedi.

İskandinav ülkelerinde erkeklerin çocuk bakması, duygusal olması, şefkat göstermesi olumlu bir baba figürü olarak sunuluyor. Makyaj yapan ya da uzun saçlı erkekler genç kuşak arasında yadırganmıyor.

Ancak Avrupa’nın tamamı böyle değil. Doğu ve Güney Avrupa’nın bazı bölgelerinde geleneksel ve ataerkil erkeklik anlayışı hâlâ güçlü. Rusya’da devlet destekli maço erkeklik propagandası, feminen erkeklere karşı açık bir mesafe yaratıyor.

Avrupa’da feminen erkekliğin en rahat görüldüğü alanlar sanat, moda ve müzik. Eurovision Şarkı Yarışması bunun sembolü gibi. 2014’te Conchita Wurst’ün kazanması, Avrupa’da çeşitlilik ve hoşgörü mesajı olarak büyük yankı uyandırdı.

Yine de spor ve siyaset gibi alanlarda feminen erkek imajı hâlâ zor kabul görüyor. Bir futbol takımında açıkça feminen tavırlı bir oyuncu olmak bugün bile ciddi cesaret istiyor.

Asya: Devlet Baskısı ile Pop Kültürün Çatışması

Asya kıtası, feminen erkeklik konusunda belki de en çelişkili tabloyu sunuyor. Bir yanda son derece sert geleneksel erkeklik normları; diğer yanda popüler kültürün parlatığı yumuşak, estetik erkek figürleri.

Çin bunun en çarpıcı örneklerinden biri. 2021’de Çin devleti, televizyonlarda “efemine tarzlı” erkek sanatçıların ve sunucuların yer almamasını isteyen bir talimat yayımladı. Resmî açıklamalarda “anormal estetik tercihler” gibi ifadeler kullanıldı.

Devletin kaygısı açık: Genç erkeklerin Kore ve Japon pop kültüründen etkilenerek “fazla süslü ve kız gibi” olması. Bu yüzden Çin’de adeta devlet eliyle bir erkeklik restorasyonu yapılıyor.

Kaynak: Çin’de Efemine Erkeklere Yayın Yasağı.

Buna karşılık Japonya ve Güney Kore popüler kültürü, feminen erkekliği adeta ihraç ediyor. K-Pop grupları, makyajlı, zarif, androjen erkek imajıyla dünya çapında milyonlarca hayrana ulaşıyor.

Gençler için bu idoller, “erkeklik başka türlü de yaşanabilir” mesajı veriyor. Yani Asya’da aynı anda hem baskı hem de ilham var.

Güneydoğu Asya’da ise Tayland gibi ülkelerde feminen erkekler ve trans kadınlar eğlence kültürünün bir parçası olarak daha görünür. Hindistan’daki Hijra geleneği ise feminen erkekliğin modern kavramlardan bağımsız, tarihsel bir varlığı olduğunu hatırlatıyor.

Küresel Özet: Aynı Dünya, Farklı Erkeklik Hikâyeleri

Global tabloya baktığımızda şunu görüyoruz: Feminen erkeklik hiçbir yerde tek tip algılanmıyor. Aynı davranış bir ülkede özgürlük sembolüyken, başka bir ülkede yasak konusu olabiliyor.

Bu da bize şunu söylüyor: “Feminen Erkek Ne Demektir?” sorusunun cevabı, bireyin kendisinden çok, yaşadığı kültürün korkularını ve değerlerini yansıtıyor.

Türkiye’de Feminen Erkek Algısı: Gelenek, Popüler Kültür ve Değişen Zihinler

Şimdi işi eve getirelim. Çünkü “Feminen Erkek Ne Demektir?” sorusu Türkiye’de sorulduğunda, cevaplar biraz daha duygusal, biraz daha çelişkili ve bolca paradoks içeriyor.

Türkiye’de erkeklik uzun yıllar boyunca “maço”, “delikanlı”, “sert ama haklı” gibi kavramlarla yan yana anıldı. Erkek dediğin ağlamaz, süslenmez, sesini inceltmez, duygusunu çok belli etmez… Bu kalıp o kadar içselleştirildi ki, dışına çıkan her erkek otomatik olarak “şüpheli” hale geldi.

“Erkek Adam” Kalıbı ve Feminenliğe Mesafe

Geleneksel Türkiye anlatısında “erkek adam” cesur olur, sözü geçer, evde otoritedir, duygusunu kontrol eder. Bu anlatının içinde feminen özelliklere pek yer yoktur. Aksine, bu özellikler genelde alay konusu edilir.

Gündelik dilde kullandığımız “karı gibi”, “kız gibi” gibi ifadeler bunun en çıplak göstergesi. Bir erkeği küçümsemek için kadınsı özelliklerini hedef almak, aslında kadınlığın da aşağı konumlandırıldığını ele veriyor. Feminen erkekler bu dilin ilk hedeflerinden biri oluyor.

Zeki Müren Paradoksu: Halk Sevince Kurallar Esneyebiliyor

İşin en ilginç tarafı şu: Türkiye’de feminen erkeklere mesafe varken, aynı zamanda aşırı sevilen feminen erkek figürleri de var. Bunun en çarpıcı örneği Zeki Müren.

Zeki Müren; makyajlı yüzü, ihtişamlı kostümleri, nazik konuşmasıyla bugün bile “fazla feminen” denebilecek bir sahne kimliğine sahipti. 1950’lerden 90’lara kadar sahnede mini etek dâhil birçok sınırı zorladı ama halk onu bağrına bastı.

Ben bu noktada hep şunu düşünüyorum: Demek ki mesele feminenlik değil; kimin yaptığı ve nasıl algılandığı. Zeki Müren “bizden” sayıldığı için, onun feminenliği tolere edildi, hatta yüceltildi.

Kaynak: Hissettiğin Gibi Görün – Vogue Türkiye.

Huysuz Virjin ve Görünmez Kılınma

Aynı hoşgörü herkese tanınmadı. Huysuz Virjin karakteriyle tanınan Seyfi Dursunoğlu, yıllarca televizyonlarda kadın kılığında sahne aldı ve çok sevildi. Ancak 2000’lere gelindiğinde işler değişti.

RTÜK’ün dolaylı baskılarıyla Huysuz Virjin ekrandan silindi. Açık açık “yasaklandı” denmedi belki ama kanallara “çıkarmayın” mesajları gitti. Sonuçta Türkiye’nin en bilinen drag karakterlerinden biri, ana akım medyadan tamamen kayboldu.

Bu olay bana şunu düşündürüyor: Türkiye’de feminen erkeklik, bir noktaya kadar tolere ediliyor ama çizgi aşıldığında sistem devreye girip “görünmez ol” diyor.

Kaynak: Huysuz Virjin Neden Ekrandan Silindi? – Cumhuriyet.

Gündelik Hayat: Alay, Şüphe ve Kendini Gizleme

Televizyonu kapatıp sokağa çıktığımızda tablo çok daha net. Feminen davranan erkekler çoğu zaman alay, bakış, fısıltı ve etiketleme ile karşılaşıyor.

Bir erkeğin fazla nazik konuşması, modaya ilgi duyması, bakımlı olması hâlâ “acaba?” sorusunu tetikliyor. Bu “acaba” çoğu zaman doğrudan cinsel yönelim varsayımına bağlanıyor. Yani feminenlik, otomatik olarak “eşcinsellik” etiketiyle eşleştiriliyor.

Bu yüzden birçok feminen erkek, özellikle iş hayatında, askerlikte ya da aile ortamında kendini törpülemek zorunda hissediyor. Sesini kalınlaştırmak, jestlerini kısmak, “fazla belli etmemek”… Bu da ciddi bir psikolojik yük.

Değişim Nereden Geliyor? Gençler ve Dijital Alanlar

Tam bu noktada umut veren bir kırılma var. Özellikle büyük şehirlerde ve genç kuşaklarda cinsiyet ifadesine dair daha esnek bir bakış gelişiyor.

Sosyal medyada makyaj yapan, moda konuşan, feminen estetikle içerik üreten genç Türk erkekleri artık daha görünür. Elbette hâlâ tepki alıyorlar ama “tamamen yalnız” değiller.

Reklamlarda duygusal babalar, çocuk bakan erkekler görmeye başladık. Dijital dizilerde klasik “sert erkek” profilinin yanına daha duyarlı erkek karakterler ekleniyor. Bunlar küçük ama önemli işaretler.

Türkiye Özeti: Tezatların Ülkesi

Türkiye’de feminen erkek algısı tam bir tezatlar bütünü. Bir yanda “erkek adam” kalıbı hâlâ çok güçlü; diğer yanda Zeki Müren gibi figürlerle bu kalıp zaman zaman esnetilebiliyor.

Genç kuşaklarda hoşgörü artıyor ama ataerkil değerler hâlâ belirleyici. Feminen erkekler bugün bile birçok alanda kendini gizleme ya da “erkekliğini kanıtlama” ikilemi yaşıyor.

Son tahlilde şunu söylemek istiyorum: Feminen erkeklerin kabulü, aslında toplumun feminen değerlere —duygusallık, empati, zarafet— bakışıyla doğrudan bağlantılı. Bu değerler güçlendikçe, feminen erkekler de daha rahat nefes alacak.

Son Söz: Feminen Erkek Ne Demektir?

Bu yazıyı buraya kadar okuduysan, artık “Feminen Erkek Ne Demektir?” sorusunun tek cümlelik bir cevabı olmadığını sen de görüyorsundur.

Feminen erkek; toplumun “erkeklere yakıştırmadığı” özellikleri taşıdığı için ötekileştirilen ama tarihsel, psikolojik ve kültürel olarak son derece gerçek bir insan deneyimini temsil eder.

Bana göre asıl mesele şu: Erkeklik, tek bir kalıba sığmayacak kadar geniş bir alan. O alanı ne kadar daraltırsak, o kadar çok insanı dışarıda bırakıyoruz.

Belki de artık şu soruyu sormanın zamanı gelmiştir: “Feminen erkek ne demektir?” değil de, “Neden bazı özellikleri hâlâ cinsiyetlere kilitlemeye çalışıyoruz?”

Eğer bu soruyu sormaya başladıysan, bu yazı amacına ulaşmış demektir.


Bu konuda sen ne düşünüyorsun? Feminen erkek algısı sence değişiyor mu? Yorumlarda konuşalım. Yazıyı faydalı bulduysan paylaşmayı unutma.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İlginizi Çekebilir

Başa dön tuşu

Reklam Engelleyici Algılandı

Lütfen reklam engelleyicinizi devre dışı bırakarak bizi desteklemeyi düşünün!